ÖTEKİ YANIM’A…

sureczagros mamresit 2017

SÜREÇ ZAGROS

Seninle büyüdüğüm ve seninle beraber arşınladığım her bir yol ve patika sensiz şimdi… Yokluğunun yarattığı acı ile birlikte içimde güç perçinleşirken, seni düşünürken çocukluğumun içinde kaybolup gidiyorum. Sensiz bir yıl… Yüreğini bir gün sevdiklerini kaybedeceği korkusu sardığında tüm bedeni mengeneye sıkıştırılmış gibi hisseder ya insanın.

Yanındayken, bir an bile bunu düşünmekten alıkoyamazken kendimi ve şimdi yokluğunda bir diğer yarımın eksik olduğunu iliklerimde hisseder gibiyim.

Senden öğrendiklerim var bir de bu yaşamda… 

Yaşamı anlam bütünlüğüne kavuşturarak hakikatle yoğuran duruşun, an’ı gözbebeklerinde hissettirişin, tüm olumsuzluklara karşın umutla bakan gözlerin ve gülümseyişin… Telaffuz edebilmek öyle zor ki şu an.  İçim bu denli duygu yoğunluğu içerisindeyken yazamamak, sana dokunamamak ve bir daha göremeyeceğim geçekliğiyle yüz yüze kalmak oldukça ağır geliyor.

Aslında seni ve senin gibi yoldaşları tanımlayabilmek için çok da efsuni cümleler aramaya gerek yok. Seni anlatabilmek şöyle dursun saatlerdir iki cümleyi bir araya getirmenin zorluğunu yaşıyorum. Sana ancak sevgimden söz edebilirken, şahsında PKK’yi tanımış olmanın ve yaşamını PKK’ye adayan bir garip yüreğin öyküsünü kaleme alabilirim.

Colemerg denilince insanın aklına yüksek dağları ve etekleri gelir. Zagroslar gibi… Doğal yaşamıyla içinde barındırdığı insanlarını da bağrına basarak kendisiyle beraber büyütür.

Mam Reşit, PKK’nin ortaya çıktığı yıllarda özellikle 15 Ağustos Atılımıyla birlikte arkadaşları daha yakından tanıyarak neredeyse tüm yaşamını arkadaşlara milislik yaparak sürdürür, hatta bununla da yetinmeyip zamanının birçoğunu dağda, yoldaşlarıyla geçirir. Her eylemde arkadaşların yanında olan, savaşkan ve tecrübeli özelliğiyle arkadaşların güvenini kazanan bir yoldaş olur. Düşman yönelimlerinin arttığı yıllarda Mam Reşit düşman tarafından tutuklanır ve yıllarca zindanda kalır. Zindandan sonra ‘92 yılları arasında köyünü bırakıp Güney’e yerleşir. Zaten düşman da çok geçmeden köyü tümden boşalttır.

Yaşamının çoğunu Zagroslar’da geçirirken, göçmen yaşamı onu dağa daha çok bağlar. Mam Reşit arkadaşlarının içinde yer aldığı hiçbir eylemi kaçırmaz ve defalarca yaralanır. Birçok eylem sonrası şehit düştüğü söylenirdi fakat o her fırsatta ummadığımız bir anda karşımıza çıkarak; "sadece küçük bir yara" diyerek gülümserdi. Hem fiziki hem de ruhen her daim yoldaşlarıyla beraber kaldı ve onlar için yaşadı.

Kampta kaldığı yıllarda da KDP tarafından tutuklanıp aylarca işkencelere maruz kalan Mam Reşit, o yılları şöyle anlatıyordu: ‘’Beni merdivenlerden sürükleyerek kat be kat yerin altında olan bodrum katına götürdüler. Parmak uçlarımın değdiği merdiven basamaklarından hissettim derinliği… ‘’

Her çocuk anne ve babasının anlattığı masallarla büyürken, bizler onun gerilla anılarıyla büyüdük. Bu da ona olan hasretimi ve bağlılığımı gün be gün arttırıyordu. PKK’ye katılmak istediğimi belki de bu yüzden ilk onunla paylaştım. Ben onu daha fazla görebilmek umuduyla, PKK’yi onda daha iyi anlamak uğruna katıldım. On beş yıl aradan sonra görebildim onu. 2013 geri çekilme süreciyle Güney’e geçmemle birlikte onu görme şansını yakaladım. Evet, onu görmek gerilla yaşamımda, doğduğumuz topraklarda benim için paha biçilemez bir değer ve özgürlüğün kendisini hissettirdiği an’lar bu an’lar dedim içimden. Ona kavuşmak yıllardan sonra anlamın en büyüğüydü, Nirvana’ya ulaşmaktı. Sonsuzluktu. Ona herkes gibi bazen Mam Reşit diye hitap ediyor, bazen ağabey bazen de yoldaş diyesim geliyordu. Aslında bu ona sıradan tümcelerin yakışık kalmadığını düşünmemden kaynaklanıyor, sevgimin literatürde karşılıksız kaldığı anlamını uyandırıyordu içimde.

Bana;  “yaşamım boyunca en büyük arzum Önderlik’le buluşmak, bir diğer isteğim ise gerilla yaşamımda seni görmekti. İkinci dileğim gerçekleşti, birincisi de yakındır” derdi anlam dolu bakan gözlerle.

Doğduğumuz köyde karşılaşmıştık onunla. Ben hiçbir yeri hatırlamazken rehberlik yaparak yaşanmışlıklarımızın olduğu her yeri bir bir tanıttı. 2010 yılında şehit düşen Mam Sadık amcamın da mezarının orada olduğunu söyleyerek; "ağlamaman şartıyla seni ona götürürüm" dedi. O, şehitlere olan yaklaşımıyla da onlara olan daimi bağlılığını her fırsatta yanındakilere hissettiren bir arkadaştı.

Avaşîn’de olduğum süreçte onu daha sık görme şansım oldu. Fırsatını yakalar yakalamaz ayda bir gelir görmek isterdi. Onu her görüşümde ilk defa görüyormuş gibi çığlık atıyor, sevincimi gizleyemiyordum. Çok geçmeden Metina’ya geçtim. Ona her ‘kendine iyi bak’ deyişimde “bana hiçbir şey olmaz, söz verdim asla düşmanın tekniğiyle şehit düşmeyeceğim, buna izin vermeyeceğim” diyerek beni rahatlatmaya çalışırdı. 2016 yılından sonra yalnızca büyük cihaz üzerinden birkaç kez bağlantı yapma fırsatımız oldu. Seni görmeye geleceğim deyince şimdi olmaz, koşulların daha elverişli olduğu bir zamanda belki olur dedim. Bir daha hiç göremeyeceğimi bilmeden…

Daha sonra tekrar Metina’dan Avaşîn’e geçtim. Zap eylemleri başlamıştı. Bulunduğum tepenin karşısında Ertuş Kalesi görünüyordu. İki gün boyunca sanki gizli bir güç beni Ertuş Kalesi'ne çekiyordu. Bu yüzden de dürbünle durmadan o tarafa bakıyordum. Her baktığımda ise Mam Reşit'in Kale’yi ne kadar çok sevdiği düşüyordu aklıma. Oysaki ben oradan Kale'yi seyrederken Mam Reşit iki gün önce şehitler kervanına katılmıştı. O çok sevdiği Kale'de sonsuzluğa yol almıştı.

Zagroslar'da her bir dağ, taş, patika seni hatırlatıyor şimdilerde. Ve yüreklerinde yer edindiğin her bir yoldaşın seninle Zagroslar'ı daha çok seviyor. Yüreğimi her daim aydın ve sıcak tutan yoldaşım, seninle aynı yolun yolcusu olmak beni daha da güçlü kılıyor.