DEVLET KORKU İLE CAN HAVLİ İLE SALDIRMAKTADIR

İstanbul sözleşmesinden çekilme, deniz poyraz katliamı, Türkiye metropollerinde Kürtlerin linçe ve katliama uğraması arasında nasıl bir bağ kurulabilir?

En çok saldırılan en çok korkulandır. Devlet daha fazla kadınlardan korkmaya başladı. Tıpkı Kürtlerden korktuğu ve bu korkuyla pervasızlaşmaya başlaması gibi. Yenilmekte ve kaybetmekte olan TC faşist devletinin saldırmasından başka ne beklenebilir?

Devlet korku ile can havli ile saldırmaktadır. Bu saldırıların tarihsel arka planı elbette yaklaşık olarak beş bin yılı aşmış olan erkek egemenlikli bir dünya sisteminde yaşıyor olmamız. Bu dünya sisteminde erkek aklı ile inşa edilmiş olan devletler ve onların son modeli olan ulus- devlet deli gömleğine haps edilmişlik şiddeti “normal”leştiriyor. Hitler de Yahudiler’i katletmeyi normalleştirmişti. Aydınları tutuklamayı, kaçırtmayı normalleştirmişti. Sosyalist, demokrat ve devrimcileri infaz etmeyi normalleştirmişti. Kadınlara karı gibi muamele yapılmasını zaten erkekliğin doğasından saydılar. İşin fıtratında var tabirine sığındı bugünkü taklitçisi, öykünücüsü…

İstanbul sözleşmesinin koskoca Osman-ı Âli’den kalma yüce Türk devletine ne zararı vardı da bunca devlet bekası sorunu içerisinde, Libya’ya mı yetiştirsin, Suriye’ye mi, Afganistan’a mı yetiştirsindi, onca devlet- millet kurtarma cenaplığında kadınların uğradıkları şiddetle ilgili alınmış kimi kararların olduğu bir sözleşmeye kafa yorması, bunu kaldırmaya bu kadar ahd etmesi de nereden çıktı?

“Önemsiz ve değersiz gördükleri kadınların kendilerini savunmalarına destek olacak bir sözleşme neden önemli bu iktidar için?”

Çok basit cevabı bu soruların. Kadınlar şiddete maruz kalmasa toplum şiddeti normal karşılayabilir mi? Kadınlar boyun eğmese toplum boyun eğer mi? Kadınlar teslim olmasalar toplum teslim olur mu? Kadınlar ne ise toplum o!

O halde kadınlar güçsüz, dayanaksız, örgütsüz ve hukuksuz bırakılsın ki bu ruh hali tüm topluma sirayet etsin.

Sözleşmenin fes ediliş tarihi 19 Mart 2021 resmiyeti 20 Mart 2021. Tarihine bak, maksadı anlarsın.

Kadın etrafında örülmüş sorunlar yumağıdır mevcut dünya sistemi ve kadının statüsünde değişikliğe ne olursa olsun yer verilmeyeceğinde ortaktırlar. Kadını çekin sistem çöker dedi Önderlik! O halde sistemin çökmesi için kadın üzerine salınmış şiddet, baskı, aldatma ve sahtekarlıkları aşmak yegane formüllerden biri! Ve böylece hep gizlenen, örtülü kılınan hakikate varıyoruz: “Dünyanın kurtuluşu kadınların elinde! İlginçtir CİA de onun türevleri de önce kadınları vurun teorisini geliştirip, bunun özel ekipmanlarını yaratıp, siyasetini buna oturtup dünya imparatorluğunu devam ettirmeye çalıştılar. Önderliğimiz ise onlar önce kadını vurun diyorlar biz de diyoruz ki: “ÖNCE KADINLARI KURTARIN”. Ve Önderlik bu kurtuluşu da kadının kendi öz bilinci, fikri, örgütlenmesi, mücadelesi ve etik- estetik değerleri ile gerçektleştireceğine inandı ve kurtuluş ideolojisini ilan etti.  

            İstanbul Sözleşmesi biz kadınlar için kazanım hanesine yazılmış bir sayfaydı. Ama her şey değildi. Aslında sözleşme daha dikkatli incelendiğinde görülecektir ki adeta devletlerin korumasında güvenceler sağlanırsa kadın kurtulacakmış gibi görünmektedir. Bunu da görmemiz lazım. Peki devletlerin yazılı hukuklarının gerçek dünyada guguk’a döndüğü gerçeği karşısında kadınların öz savunması ne olacak?

İşte bir hukuk devleti olduğunu iddia eden faşist TC ulus-devleti bir “vatandaşının” öfkeli saldırısına karşılık hiçbir şey yapmayabiliyor. Bir şey yapmayı bırakalım oluşturduğu algı operasyonları ile adeta cani ve insanlıktan nasibini almamış o mahlukatı Deniz Poyraz’ı katletmekte haklı kılmaya çalışıyor. Borazancı gazetecileri Deniz Poyraz’ın katledilmesini kınayalım ama bakın babası da cenaze töreninde ne diyor? Annesi ne diyor? Diye diye başka mahlukatları “sizi öfkelendiren kadınları, kızları vurun, bu anlaşılırdır, hak veriyoruz valla” demeye getiriyorlar.

            Devletlerin kendi aralarında yaptıkları sözleşmelerin tek başına kadınlar için koruyucu, kurtarıcı bir rolü olmayacağını da bu vesileyle görmemiz gerek…Halkların, grupların, kadınların ve her türlü kesimin kendisini içerisinde bulabileceği konsensüslerle varılacak sözleşmelerle belki kendimizi savunabiliriz. Yani erkeklerin kadınlar hakkında iyi kararlar almasının hiçbir güvenilirliği olmayacağı gibi devletlerin de halklar, kadınlar hakkında kararlar almasının hiçbir güvenilirliği olmadığını idrak etme zamanıdır. Bu vesileyle sözleşmenin feshi karşısında ah vah edecek zaman değil, sözleşme yetmezmiş daha da radikal mücadele gerekirmiş düsturuyla yol almanın ve önümüze bakmanın, bir şeyler yapmanın zamanıdır şimdi…

            Ne güzel kavga ve mücadele ile hayatı kendi elleriyle yoğuran kadınlarla yol almak ve yaşamak!

            Jinda Ronahi