TARİHİN EN ANLAMLI DEVRİMİ KADIN KURTULUŞ İDEOLOJİSİDİR

Feride ALKAN

Tarihin en büyük devrimi nedir diye sorulsa, hiç düşünmeden 8 Mart 1998’de ilan edilen Kadın Kurtuluş İdeolojisidir derim. Peki, ama neden denilse, erkek egemenlikli ideolojilerden kurtuluşumuzun müjdesidir de ondan derim. 8 Mart 1998’in ve Kadın Kurtuluş İdeolojisinin anlam tanrıçası, müjdecisi kim diye sorulsa ona da elbette Sema Yüce derim.

Sema yoldaşı Mart ayıyla, 8 Mart’la, Kadın Kurtuluş İdeolojisiyle özdeş kılan hiç şüphesiz onun yaşam tarzı, fikirleri ve eyleminde büyük anlama kavuşan özgürlük değerleridir. 8 Mart 1998 gününe, Kadın Kurtuluş İdeolojisine ve Sema Yüce’ye bir bütünlük içinde Kadın Özgürlük Tarihinin, insanlığın kurtuluş mücadelesinin büyük doğuşu olarak yaklaşmak, böyle anlamlandırmak ve kutlamak giderek daha fazla gelişecektir. Zira kadınlar ve bir bütün olarak insanlık kendisiyle ilgili anlamının gizini özgürlüğe yaklaştığı her an biraz daha çözümleyecek ve anlayacaktır.

Önder Apo “Nasıl Yaşamalı?” sorusunun cevap arayışı olarak geliştirdiği özgürlük yürüyüşünün son durağında Kadın Kurtuluş İdeolojisini buldu. Onu bu durağa getirecek yolu henüz yedi yaşındayken keşfetmişti. Yedi yaşındayken anasında sezinlediği tanrıça izlerine yüz sürmüş, kız arkadaşlarında gördüğü kadınlık özüne kendini yakın hissetmişti. Bu, onun baş koyduğu, mücadele ettiği yaşam yolu olacak, yol tüm zorluklarına inat yürünecekti. Her durakta ana kadına dair yeni bir şey keşfedilecek, hakikate bir adım daha yaklaşılacaktı. İşte bu yolun çok önemli duraklarından biridir, 8 Mart 1998.

Zaman oluşturucudur. Zamana yüklediğin anlam onun niteliğini oluşturur. Anlam ne kadar büyürse zaman da o kadar genişler. Anlamın büyüklüğü zamanı sonsuzlaştırma niteliğine erişince zaman ölümsüzleşir. Zamanın ölümsüzlüğü anlamın büyüklüğüyle belirlenir. Bu durumda tüm kadınların, insanlığın ortak değeri, kurtuluş müjdesi anlamına sahipse Kadın Kurtuluş İdeolojisi ve bunun ilan edildiği günse 8 Mart 1998, o halde bugün tüm dönemlerde anılacak, heyecanla karşılanacak, kutlanacak ve hep yeni, canlı kalacaktır. Yani zaman bu anda tüm dönemleri etkileyen anlama kavuşmuş, hiç eskimeyecek bir ölümsüzlüğe kavuşmuş oluyor. Ölümsüz zamanların insan belleğinde, zihninde kapladığı an hep şimdidir. Yıllanan şarap gibi eskidikçe bilinçte, ruhta, yürekte daha güzel, daha anlamlı bir iz bırakır. Kuşkusuz 8 Mart 1998, buna yüklenen anlam olarak Kadın Kurtuluş İdeolojisi ve elbette Sema Yüce gerçeği böyle bir ölümsüzlükle her geçen gün daha güçlü anlaşılacak, anılacaktır.

Önder Apo, zamanda ölümsüzleşen bu durağı büyük bir yaşam alanına dönüştürerek tüm tarihi, insanın insan olma serüvenini yeniden yorumladı, yeni tanımlar getirdi. Kadın Kurtuluş İdeolojisiyle, hakikatin üzerindeki sis perdesinin erkek egemen zihniyet olduğunu tespit etti ve bu sis perdesini kaldırarak hakikati gün ışığı gibi ortaya çıkardı. Erkek egemen zihniyet yalan, hile, kurnazlıkla kendini var etmiş, iktidar-devlet-şiddet üçgeninde kurumlaşan erkeklikle toplum baş aşağı edilmişti. İnsana dair tüm kavramların içi boşaltılmış, anlam yitimi, anlamsızlık anlamın kendisi olarak zihinlere kodlanmıştı. Hakikat erkek ve onda somutlaşan hâkimiyet, tahakküm, şiddet, devlet diye kavratılmıştı. Bu büyük yalanı, erkek egemen dünyanın kendisini dayandırdığı bu komployu boşa çıkarmak hakikat yolculuğunun asıl amacı olmalıydı. Hiçbir değeriyle uzlaşmamak, teslim olmamak gerçek özgürlüğe ulaşmanın temel şartıydı. O halde öncelikle onun zihin kalıplarından, paradigmasından, düşünce yapısından kurtulmak, her şeyden önce ideolojik alanda bağımsızlaşmak, kazanmak gerekirdi. Bunun için de erkek egemen ideolojilerden sonsuz boşanmak her şeyden önce gelmekteydi. Erkek egemen ideolojilerden kopuş sağlanmadığı sürece, toplumsal özgürlük adına hiçbir başarı sağlanamazdı.

Bu tarihsel gerçeğin tespiti kendisiyle birlikte Kadın Kurtuluş İdeolojisini getirmiş, hakikatin ana kadın değerlerinde, onun doğal toplumunda aranması gerektiğini açığa çıkarmıştı. Hakikat doğal toplum ve onu örgütleyen ana kadın kültürüydü. O halde bizim için hakikat bu gerçeğe aşk düzeyinde bağlı olmak, tutku düzeyinde yaşamak ve tüm insanlık için yaşanabilir bir dünyayı böylece yaratmanın mücadelesini vermek olabilirdi. Yani aşk bu gerçeğe göre somutlaşan özgür yaşam olmaktadır. Önderliğimiz ve hareketimiz adına erkek egemen ideolojilerden sonsuz boşanmanın ifadesi olan Kadın Kurtuluş İdeolojisi; ideolojik değişim-dönüşümümüzün, demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü paradigmamızın, politik-ahlaki toplum perspektifimizin miladıdır. Bu nedenle paradigmasal değişimimizin başlangıcını Kadın Kurtuluş İdeolojisinin ilanına, 8 Mart 1998’e götürmek gerekmektedir. Elbette bir yaşam ve mücadele felsefesi olarak Önder Apo’nun çocukluğuna kadar götürmek mümkündür. Ancak kadın özgürlük arayışı ve esas olarak Kadın Kurtuluş İdeolojisi en önemli duraktır.

Bu büyük Önderliksel çıkışı en erkenden fark etmiş, tarihsel öngörüyle kadın özgürlüğü ve genel olarak toplumsal kurtuluş için önemini bilince çıkarmış, perspektifini anlamış kişi Sema Yüce’dir. Bu nedenle Kadın Kurtuluş İdeolojisinin ilanını büyük bir coşku ve heyecanla karşılamış, 8 Mart’taki bu ilandan başlamak üzere 21 Mart’a kadar eylemsel yoğunlaşmasını gerçekleştirmiştir. Kadın Kurtuluş ideolojisini gerçekleştirdiği eylemle kutlamak, kadın için önemini dünyaya duyurmak istemiştir. Her ideoloji yaşamsallaşmak, toplumsallaşmak için kararlı kadrolardan oluşan partilere ihtiyaç duyar gerçeğinden yola çıkarak kadın partisinin müjdesini verir. Vasiyeti olarak bıraktığı manifesto niteliğindeki mektuplarında, Kadın Kurtuluş İdeolojisinin önemini ve bunun kendisiyle kadın partileşme sürecini başlatacağı bilgisini verir. Böylece erkek egemen ideolojilerden ve onun devlet, iktidar aracı şiddet politikalı partilerinden insanlığın kurtulacağını vurgular. Kadın Kurtuluş İdeolojisinin demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü barışçıl partilerle toplumsallaşacağı öngörüsünde bulunur. Önder Apo, bu özelliklerinden dolayı Sema Yüce gerçeğini çok kapsamlı değerlendirdi, büyük anlam ve değerle ele aldı. Bizler tarafından anlaşılmasının gelişmemizde büyük dayanak, güç olacağına dikkat çekti.

Sema Yüce yoldaş, Önderliğimizin ideolojik yaklaşımını anlamış, felsefi derinliğini bilince çıkarmış biri olarak, Kürdistan Özgürlük Mücadelesini ve yürütücüsü olarak PKK’yi Kadın Kurtuluş İdeolojisinin, Kadın Özgürlük Çizgisinin öncülüğüne oturtmaya dikkat çekmiştir. Bunun için de kadın özgürlük değeri olan 8 Mart’tan, 21 Mart’a köprü olmak istediğini söylemiştir. Kadın özgürlük mücadelesini sembolize eden 8 Mart’la, ulusal kurtuluşu sembolize eden 21 Mart’ı buluşturmuş, demokratik ulusal kurtuluşun kadın öncülüklü, kadın özgürlüklü olacağını ortaya koymuştur. Bu elbette ideolojik bir tutumdur ve Önderlik gerçeğinin en üst düzeyde anlaşılması, bilince çıkarılmasıdır. Kendi şahsında, eyleminde verdiği mesaj, okumamızı istediği mesaj bu temelde olmuştur.

Uluslararası komplo, Önderliğimizin 8 Mart 1998’de başlattığı süreci tamamlamasını engellemeyi hedeflemiş, sürecin yarım kalmasına yol açmıştır. Nihayetinde Önder Apo, “kadın projem yarım kaldı” demiştir. Ancak komploya, İmralı sistemine rağmen Önder Apo, Kadın Kurtuluş İdeolojiyle başlattığı süreci yeni paradigmaya, politik-ahlaki toplum perspektifine bağlamayı başarmıştır. Büyük bir direniş temelinde ideolojik mücadelesini beş bin yıllık erkek egemen tarihten soylu intikam alma şeklinde başarıyla sürdürmüştür. Bu anlamda denilebilir ki, Sema Yüce yoldaşın vasiyeti yerine getirilmiştir. Kadın Kurtuluş İdeolojisinin öngördüğü kadın partileşmesi sürecine girilmiş, PJKK, PJA, PAJK dönemleri gelişmiştir. Bundan sonraki süreçte 8 Mart’ın Kürdistanlaşması, Tanrıçalar diyarı Mezopotamya’daki kökleriyle buluşarak Kadın Devrimi niteliğine kavuşması sağlanmıştır.

Kadın Kurtuluş İdeolojisi, Kadın Partileşmesi süreçlerinden sonra her yıldönümünde 8 Mart’ın Kadın Devrimi niteliğinde karşılandığını, büyük bir mücadele hamlesine dönüştürüldüğünü kim inkâr edebilir? Bu anlamda Mart ayı iki temel değerin Kürdistanla buluşmasını ifade etmektedir. 8 Mart’ta sembolize edilen kadın özgürlük değerleriyle 21 Mart’ta temsil edilen Kürdistan ve Ortadoğu özgürlük değerleri çok görkemli bir şekilde buluşmaktadır. İki bin altı yüz, iki bin yedi yüzyıllık Newroz direnişi, yüz yıllık 8 Mart’la buluşarak Kürdistanlaşmıştır. Böylece Kadın Özgürlük değerleriyle Kürdistan toplumsallaşmasının yeniden oluşturulması PKK öncülüğünde buluşmuş, sonsuz bir aşkla geleceği örgütleme eylemine girişmiştir.

Bunun bir sonucu olarak direniş ayı Mart’ı her yıl yoğun bir mücadeleyle karşılamaktayız. Bu yıl da yüz birinci yılını kutladığımız 8 Mart, dünya kadınlarının 21. yy.’da alternatif bir dünya yaratma kararlılığı ve gücüne sahip olduğunu gösterecektir. Kadınlar örgütlü olursa, iradeli olursa, mücadeleci olursa hayatı değiştirme gücündedir. Her 8 Mart bunu bir kez daha çok net ortaya koymaktadır.

Hayatı üreten kadınların, hayata yön verme etkinliğine ulaşmasıyla dünyada şiddet adına, tahakküm adına, sömürü adına dolayısıyla yoksulluk, fakirlik adına hiçbir sorunun kalmayacağı da giderek anlaşılmaktadır. Kadınların tüm talepleri eşitlik, özgürlük, adalet temelinde, barış, kardeşlik özlemleri, umutlarıyla belirlenmektedir. Kadınlarda herkese yetecek bir yürek, herkesi kucaklayacak bir hoşgörü bulunmaktadır. Hayata, insanlığa kibirle, kıskançlıkla değil sevgiyle, hoşgörüyle, empatiyle yaklaşmakta, paylaşmayı, dayanışmayı hayatın vazgeçilmezi saymaktadır. Bunun böyle olduğu 8 Mart alanlarındaki pankartlardan, bir araya gelen her inançtan, etnik gruptan, sınıftan kadınların uyumlu çeşitliliğinden anlamaktayız. İnsanlığın ortak bir dili vardır ve bu kadın yüreğiyle konuşmaktadır. Bu dille konuşunca anlama sorunlarının kendiliğinden aşıldığı, anlamın ve hissin buluşturduğu bir toplum haline gelindiği bilinmelidir. Kadın yüreği, kadın bilinci, bu dilin insanlığa yayılması, herkesçe konuşulmaya başlanması için başvurulacak temel kaynaklardır.

İnsanlığın kurtuluşunun bu dili yakalamakta yattığını kimse inkâr edemez. 8 Mart etkinlikleri insanlığın ortak bir dili olduğunu, ortak bir bilinci ve yüreği olduğunu, bu dille konuşulunca birbirini anlama sorunlarının kalmayacağını, sorunların birbirini anlama temelinde çözülebileceğini ortaya koymuştur. Dünyanın her yerindeki kadınlar aynı sloganlarla, aynı afişlerle sokaklara çıkıyor, aynı baskıya karşı direniş şarkılarını haykırıyor, aynı özlemler için taleplerini sıralıyor. Bu insanlığın ortak dilidir ve kurtuluşu geliştirecek esas kaynaktır. Her yıl gerçekleşen 8 Mart etkinlikleri, tarihin ilk ve son sömürge ulusları kadınların dünya çapında aynı talepler temelinde eyleme geçtiğini, bunun yarınların büyük umudu olacağını ortaya koymuştur. Deri rengi, inancı, eğitim düzeyi, ekonomik geliri, mekânı ne olursa olsun tüm kadınlar özünde aynı talepler için mücadele etmekte, aynı özlemler peşinde koşmaktadır.

Kadınların talepleri insanlığın talepleridir. Kadınların özlemleri insanlığın özlemleridir. Kadınların mücadelesi insanlığın mücadelesidir. Bunun böyle olduğu gün geçtikçe daha iyi anlaşılmakta, görülmekte ve kadınlar şahsında insanlığın ortaklaşmasına giden yolda buluşma yoğunlaşmaktadır. Kadınların kurtuluş adına baktıkları yer kesinlikle doğrudur. İnsanlığın kurtuluşu kadın inkârı üzerinden gelişen ataerkillik ve bunun dayandığı iktidar ideolojisi olarak toplumsal cinsiyetçiliğin aşılmasındadır. Toplumsal cinsiyetçilik aşılmadan hiçbir sorunun aşılmayacağı, çünkü bütün sorunların bu ideolojiden beslendiği artık somuttur. Bu nedenle tüm insanlık egemenlik, sömürge, işgal, eşitsizlik, adaletsizlik karşısındaki mücadelesini esas olarak toplumsal cinsiyetçilikle mücadele temeline oturtmalıdır. Mücadele için kadınların çıkış noktalarından tutmalıdır. Yani bütün günleri 8 Mart bilinciyle karşılamalı, 8 Mart ruhuyla geliştirmelidir.

8 Mart ruhu, bilinci, dili bütün günlere yayılırsa insanlığın kurtuluş mücadelesinde tarihin yönünü değiştirecek bir başarı gücüne ulaşılabilinecektir. Tüm demokratik hareketlerin, ulusal kurtuluş hareketlerinin, sınıf mücadelesi veren örgütlerin, insan hakları mücadelesi veren kurumların ve aslında bir bütün olarak mücadele güçlerinin bu gerçeği görmesi, buna göre yaklaşması geleceğin kaderini de belirleyecektir. Bu anlamda denilebilir ki aslında geleceğimizin kaderi kadının örgütlü iradesi kadar insanlığın kadın özgürlüğüne yaklaşımında yatmaktadır. Yüz birinci yılını kutladığımız 8 Mart’ın kadın özgürlük mücadelesinin sembol ifadesi olarak böyle bir anlamı bulunmaktadır. Kadınların her zamankinden daha örgütlü olduğu, özgürlük iddiasını büyüttüğü, eylem gücü haline geldiği, ortaklaşma ruhunda ve dayanışmada daha da geliştiği görülmüştür.

Kürdistan kadın özgürlük hareketi olarak yüz birinci yıla verdiğimiz mesaj otuz yıllık örgütlü mücadelemizin toplamından alınan güç temelinde gelişmektedir. Kadın Kurtuluş İdeolojisininzzz gereği olarak dünya kadınlarının birlik temelindeki mücadelesini güçlendirmek, ortak bir planlamaya kavuşturmak her zamankinden daha fazla imkân dâhiline girmiştir. Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi, sadece Kürdistan kadınları açısından değil bir bütün olarak Ortadoğu ve dünya kadınları açısından da ciddi bir güç kaynağı ve mücadele iradesi olduğunu, örgütlülük düzeyinin ve birikiminin başarılı gelişmelere yol açacak ideolojik-politik etkinliğe sahip olduğunu son yıllardaki 8 Mart’larla daha somut ortaya koymuştur. Kadın özgürlük hareketi olarak özgürlüğümüzün öncüsü olarak gördüğümüz ve özgürlük adına her şeyimizi borçlu olduğumuza inandığımız Önder Apo’nun özgürlüğündeki ısrarın büyüttüğü mücadelemiz, her 8 Mart’ta büyük bir hamleyle çıkış yaparak mücadeleyi büyütmektedir.

Özgürlük mücadelemizle başarı ruhuna oturtulan direniş geleneğinin mimarı kuşkusuz ki Önder Apo’dur. Kadın özgürlüğünün ideologu, teorisyeni, pratisyeni Önder Apo’yla Kürdistan Özgürlük Hareketinin evrensel karakter kazandığı, tarihin yönünü değiştirdiği, insanlığın kurtuluş mücadelesinin umut kaynağı haline geldiğini kimse inkâr edemez. Önder Apo’nun özgünlüğü derin özgürlük felsefesinde yatmaktadır. Sahip olduğu felsefeyle daha yedi yaşından itibaren ataerkil sistemle yoğun çelişkilere girmiş, yaşanılacak olanı özgürlük değerleri temelinde yaratmayı esas almıştır. Yani verili olanı reforme ederek ya da restorasyondan geçirerek kabul etme veyahut bir yerden sonra benzeşme, tabi olma, kabullenme hiçbir koşulda gelişmemiştir. Bu özgürlük hareketini tüm zorluklara, uluslararası komploya rağmen teslim olmamaya, sürekli olarak gelişmeye, iradeleşmeye yöneltmiştir. Dolayısıyla kadın eksenli Kürdistan özgürlük mücadelesinin gelişme, yayılma, güçlenme, toplumsallaşma kaynağı birebir Önder Apo’dur.

Mart ayı direniş ayıdır. 8 Mart’tan 21 Mart’a uzanan direniş köprüsünde halklarımız adına, Önderliğimizin özgürlüğü adına mücadelemizin geliştiğine kuşku yoktur. 12 Mart Qamuşlu katliamı, 16 Mart Halepçe katliamı, İstanbul üniversitesi katliamına karşılık halklarımız yılmamış, teslim olmamış direnerek varlığını korumuştur. Erkek egemen zihniyetin kendini sürdürme biçimi şiddet, katliam, soykırım olmuş, buna karşılık halklar direnerek varlıklarını korumuşlardır. Mart ayı adeta egemenlik ile direniş arasında kıran kırana bir mücadele ayı olarak tarihe geçmiştir ve bu karakterini günümüzde de korumaktadır. Günümüzün geçmişten farkı halk özgürlük eğiliminin ve dolayısıyla direniş çizgisinin güçlenmiş, gelişmiş, alternatif yaşam ve dünyayı örgütleme iradesine kavuşmuş olmasıdır. Özellikle de 21 Mart 2005’te Demokratik Konfederalizmin ilanıyla birlikte Kürdistan’da Önder Apo öncülüğünde yeni toplum inşası hız kazanmış, özgürlük ahlakı ve zihniyeti temelinde yaşam yeniden örgütlendirilmeye başlanmıştır. Dolayısıyla Kadın Kurtuluş İdeolojisi temelindeki özgürlük mücadelemiz, Kürdistan özgülünde halk özgürlük eğilimini alternatif toplum modeline kavuşturarak geleceğini başarı lehine garantilemiştir. Bu demirci Kawalar’dan çağdaş Kawa Mazlum Doğanlara bir direniş eğilimidir. Halk özgürlük eğilimi ve direniş çizgisi kadın öncülüğüne kavuştuğundan beri geri dönülmez bir başarı ruhuna, iddiasına, bilincine de kavuşmuştur. Zekiye Alkan, Rahşan Demirel, Ronahi-Berivan, Sema Yüce 21 Mart’ta somutlaşan direniş çizgisinin kadın öncülüğüne oturmasıyla güçlenen özgürlük mücadelemizin yükseliş basamaklarını ifade etmektedir.

Newroz halkımızın özgürlük bayramıdır. Newroz zulme, baskıya, soykırıma karşı varlığını koruma, onurunu teslim etmeme, iradesine sahip çıkarak direnişle kazanma günüdür. Halkımızın büyük direnişler pahasına geliştirdiği iradesinin, koruduğu onurunun, yükselttiği mücadelesinin ifadesi olan Newroz, artık halk ve toplum olarak kendimizi devlet tuzağından kurtardığımız, deli gömleğini tümden attığımız, devlet dışı toplum örgütlenmemize kavuştuğumuz gündür. Yani özgür yaşam modelimizi ilan ettiğimiz gün olarak anlam kazanmış, insanlık adına demokratik değerlerin zaferini kutladığımız bir bayram haline gelmiştir. 21 Mart 2005 tarihinde demokratik konfederalizmin ilanından sonraki altı yılı bu temelde değerlendirmek önemlidir. Tam beş bin yıldır insanlığa giydirilen deli gömleği devleti yırtıp atmak, toplumsallığı insani değerler temelinde yeniden tanımlamak, ana kadın ilkelerine dayalı olarak toplumu demokratik temelde inşa etmek anlamına gelen KCK, bu Newroz’da altı yaşına girmiş bulunmaktadır. Kadınlar, halkımız ve bir bütün olarak insanlık adına zulüm dolu beş bin yıla karşılık heyecan, moral, umut dolu beş yıl oldukça önemli, anlamlı, değerli yıllar olarak daha şimdiden toplumda yer etmiştir. 21 Mart 2005’te milyonlar tarafından büyük bir heyecanla kutlanan KCK ilanı ve ardından geçen beş yıl boyunca halkta gelişen zihinsel, ruhsal, kültürel gelişme, örgütlenme seferberliği bu beş yılın tarihsel değerini ifade etmeye değerdir. Kuşkusuz bir halk, bir toplum zulme karşı var olma direnişini kendi toplum modelini, alternatif sistemini oluşturma aşamasına çıkarmışsa, yeni toplum inşa etmişse artık yenilmez bir noktaya gelmiş demektir. Kürdistan toplumu açısından da 21 Mart’a yüklenen anlam beş yıldır daha da somut olarak bu temeldedir. Halkımız 21 Mart’la kendi özgürlük sisteminin ilanını ve gelişimini kutlamakta, direniş ruhunu güçlendirmekte, bu uğurda ödenen bedelleri, gerçekleştirilen kahramanlıkları, verilen şehitleri anmakta, hatırlamakta, onlar temelinde geleceğine gidecek onurlu yolu şekillendirmektedir.

Kadınlar, halkımız ve bir bütün olarak insanlık için zulme karşı direniş ve iradeleşme ayı olan Mart ayı, Önder Apo öncülüğünde geliştirdiğimiz yarım asırlık mücadelemizle artık başarının kutlandığı, mutluluğun-huzurun paylaşıldığı, özgürlüğün baştan çıkarıcı gizeminin konuşulduğu bir aya dönüşmüştür. Zamanın ruhu artık Mart ve Mart’ta yaratılan özgürlüktür. Ve kuşkusuz bunun yarınlarımıza armağanı adalet, huzur, mutluluk, sevgi, dayanışma, birlik, kardeşliktir.