Şehit Nupelda Siirt Anısına

sehit nupelda siirt

Hakikat; özgürlük arayışçılarının aşk türkülerinde dile gelir. Hakikat savaşçıları bu türküyü yaşamlarında resmederken yüreğinde büyütenlerdir. Onlar hakikati, özgürlüğü, aşkı arayan ve yaşamını bu yolculukta bütün benliği ve gerçekliği ile adayanlardır. Yola başladıkları anda güzel bir yolculuktan öte, kendini yol kılma çabası ile yürüyenlerdir aşkı soluklanmadan kucaklayanlar. Nefes nefese vardığı zirvelerde döktüğü terlerin tek bir damlası gam değilken, her biri nice bir umut deryası olur o zerreciklerin. Ve emeğin coşkun bir güzellikte dile gelmesi gibi damlayan o zerrecikler, fedainin gözlerindeki ışıltıdan gülüşlerine damlar.

PKK’ nin durulmayan berrak coşkunluğu ile buluşan Nupelda Yoldaş, yüreğinin duru, yalın güzelliğini bu berraklığın yüceliği ile buluşturan, gözlerindeki o sevgi ve bağlılıktan, tebessümlerine, gülüşlerine değin inanç ve umutla var olandı. Yüreğindeki anlam güzelliği ile yoldaşlığı buluşturarak son nefesine kadar, kendisini emeği ve coşkun güzelliği ile yaratan, yaşamını bu güzellikle anlamlaştıran Nupelda Yoldaş’ ı anlatmak isterken anlatılanlar hep biraz eksik kalacak. Çünkü Şehidin böylesi anlamlı bir yürek ve yaşamla buluşan güzelliğini anlatacak, gözlerimizin önünde, yüreğimizin en berrak yerinde resmettirecek güzellikte kelimeler yok. O yüzden Onları en güzel anlatan kelimeler değil, yaşamlarında yarattıkları anlamın bu kelimelerde canlanma gerçekliğidir.

Nupelda Yoldaş’ ı ilk kez 2010’ da Kato Jirka’ da görmüştüm. Herekol’ a varacak yolculuğumuzda durduğumuz bir noktada karşılaşmıştık. Birbirimizle çok kalma, paylaşma ya da tanıma fırsatımız o zaman olmamıştı. Orada birçok arkadaş vardı. Ama o kısa zamanda dikkatimi hemen Heval Nupelda çekmiş, gözlerinden yüreğime akan bir duygu var olmuştu. O yoldaşlık sevgisi ve sıcaklığının ilk anda yarattığı anlamlı his, sonsuzlaşan bir anlam gücüne dönüşmeye iki yıl sonra başlayacaktı. Bir yıl sonra kısa bir süre aynı yerde kalsak da asıl yoldaşlık paylaşımımız 2012 yılında Gabar’ da başladı. Ş. Yıldız Gabar(Neriman Koçhan), Gabar için; “Hani derler ya: ‘ insanlar öldüğünde günahları çoksa cehenneme, sevapları çok ise cennete giderler’ diye. Günahlarımı da sevaplarımı da Gabar’da, cennette yaşadığımı hissediyorum. Cennetin elmasından elmaları, gümüşten akan suları, güzel hurileri varmış. Benim Gabar cennetinde gümüşleri solgun kıldırtacak, hurileri kıskandıracak güzellikte yoldaşlarım var. Basret, cehennem ateşini söndürecek çılgınlıktadır. Anıların, yaşamın anlamıdır Gabar. Evet, Gabar; sevda koydum adını, çünkü kutsal sevdamsın ve kutsal topraklarında bir nefes olmak, bir avuç suyunu içmektir özgürlük.’’ Demişti. Sanırım en sade ve açık haliyle böyle tanımlanabilirdi Gabar’ın yüreklerimizde yarattığı o güçlü sevgi. Heval Nupelda ile bu toprakların yurtseverlik ruhu, bu ruhla yaratılmış maneviyatın ve bağlılığın her adımında hissedildiği Nuda’ ların, Gülbaharların, Adılların ve Gelhatların diyarında beraber kaldık. Gabar bizi bütün sevgisi ile kucaklarken Heval Nupelda ve aynı süreçlerde orada kalıp 2014 yılında şahadete ulaşmış olan Ronahi Dicle Yoldaş(Şükran Bakan), 2017 son baharında Amed’ e giderken Herekol’ da şahadete ulaşan Şervan Azad( Sıraç Alp) Yoldaş da o sevginin gücüyle, değerli yoldaşlıklarıyla kucaklıyorlardı yoldaşlarını. Gabar’ da solunan her nefes sanki yüreğimizde bir sevgi zerresine dönüşüyor ve sonsuzlaşan yoldaşlıkların güzelliğine değin uzanıyordu…

           

Heval Nupelda, ilk nefesini Gabar’ dan esen rüzgârlardan soluma şanslılığı ve güzelliğine sahipti, çünkü Siirt- Mişare’ de doğmuştu. Henüz küçük yaşlardayken toprağına, ülkesine, halkına çok bağlı olan ve bunun için mücadeledeki yerini alarak milislik yapan babası Şehit düşürüldüğünde O, bunun acısını ve öfkesini hissedip anlayacak yaştadır. Belki de o küçük yüreğini bu kadar büyüten ilk duygu bu olmuştur. Hissettikleri sığmamıştır o küçük kalbe. Ama o direngenliğinin çocukluktan başlayan gerçekliği ile taşan o öfke ve kinini sığdırmıştır o kalbe ve her yıl biraz daha büyütmüştür kendisi ile. Öyle ki 2010 dayılının sonlarında artık PKK saflarında yerini alarak mücadele etme kararını verir. Kendisinden önce ablası Didar da Parti saflarına katılmış ve Kobane savaşında yerini alarak kahramanca şahadete ulaşmıştır. Kendisinden sonra mücadeleye katılan erkek kardeşi de henüz eğitim gördüğü ilk aylarında şahadete ulaşıyor. Heval Nupelda O’nun katılımını ve şahadetini aynı anda duymuştu. Belki de O’ nu bu kadar güçlü ve düşmana karşı öfkeli kılan sebeplerden biri de bu şahadetlerdi. Hem yaşama karşı büyük bir sevgi ve bağlılık duygusu vardı hem de düşmana karşı büyük bir öfkesi ve savaşma istemi. Sevgisi gülüşlerine, öfkesi ve intikamı göz bebeklerindeki derinliğe taşıyordu…

           

Nupelda Yoldaş mücadeledeki yerini aldığından beri iki yıl Güney sahasında kalsa da gerillacılığının geriye kalanını Kuzey Kürdistan topraklarında geçirmişti. Botan’ da, Gabar’ da, Besta’ da, Kato Marinos’ da kalmıştı. Biz de beraber Gabar’ da kaldık. 2010 yılında dağa ilk geldiğine henüz yeni bir arkadaştı ama var olan duruşu ve girişkenliği, o yoldaşlık bağlılığı ile kendisini kısa sürede sevdirmişti. Çabuk gelişiyordu ve insan kendisine bu arkadaş yanında oldu mu kesinlikle her şeyin üstesinden gelirsin diyordu. Güven veren bir duruşu vardı. Her işin üstesinden de geliyordu. Fiziki anlamda da güçlüydü, uzun boylu, kalıplıydı. Ama O’ nu bu kadar güzel kılan yoldaşlığıydı. Yoldaşlarına emek vermeyi seviyordu. Hala anımsadıkça tebessüm ettiğim anılarımız var. Bir ara kaldığımız noktada geceleri çok soğuk geçiyordu. Bir tim arkadaştık. Heval Nupelda gelir aramıza girer biz iki kişi yanına uzanır, diğeri sırasını bekler ve böyle ısınırdık. Hep gülüp O’na battaniyemiz diyorduk. Aslında bizi ısıtan uzandığımız kolları değil, bizi öylesine seven ve düşünen yüreğinin ve sevgisinin sıcaklığıydı. Yine Gabar’ dayken erzakımız bitmişti. Belli bir süre kalan erzakla idare ettikten sonra eski bir noktaya bakmaya gittik. Bir eyleme gitmenin duyarlılığı içerisinde sessizce ilerliyorduk ve birbirimizle hiç konuşmuyorduk. Heval Nupelda benden biraz öndeydi ve gidip Botan’ın o kıymetli tadı ‘jaji’  bidonunu bulmuştu. Ama içinde kalmamıştı. Elini o beyaz jaji bidonuna koydu, eliyle bütün bidonu sıyırdı. Merakla O’ nu izliyorken o jajili elini bana uzattı. Bende iki parmağı üzerindeki jajiyi yedikten sonra gerisini O’ na uzattım. Bulduğumuz birkaç günlük erzak ile noktaya döndük. Bizi o anın anlamı ve bağı, birbirimizin gözüne bakarken o parıltılar içinde gördüğümüz sessiz sevgi çığlığı doyurmuştu. Hissedişi, anlam gücü, olgunluğu, düşünceli yanları çok belirgindi. Bu duygu ve anlam Onunla yaşadığım her zamanın bir köşesinde vardı. Bu duyguyu daha önce günlüğümün bir köşesinde o zamanın heyecanıyla yazmışım. Hala aynı canlılıkla gözlerimin önünde;

“Gabar’ da 2013 kışı hareketli takım olarak üstlenmeye girmedik. Altı erkek arkadaş bir tim de kadın arkadaştık. Tedbir olarak dışarıda kaldık. Kış için badem, ceviz toplamıştık. Kar çok fazla yağarsa diye tedbir olarak da Bazi’ nin Basret’ e bakan yamacında da iki manga yaptık. Manga dediğim, fazlasıyla pratiki bir yerdi. Aralık ayında karın fazla yağmasıyla birlikte yirmi günlüğüne kampa girdik. Bizim nokta şahin yuvası gibiydi. Yüksek ve uçurum bir yerdi. Gece nöbet için kesinlikle ne biz erkek arkadaşları ne de erkek arkadaşlar bizi uyandırabiliyordu. Aramızda altı yedi metre olmasına rağmen evet, zirvelerde uçuyorduk. Hareket alanımız çok sınırlıydı ama insana verdiği his çok güzel ve anlamlıydı. Hava çok soğuktu. Yerde yağmurluk, üstümüzde de dört kişiye iki tulum vardı. Geceleri soğuktan yatmak biraz zordu. Heval Nupelda vardı, Siirtli bir arkadaştı. Timde en gırs olan arkadaştı. Akşamları ortada yatardı. Kendince bir yuva yapardı ve biz o yuvada biraz ısınıp uykuya dalardık. Örneğin ben üşüdüğümde yavaşça derdim ;’ Heval Nupelda sıra bana gelmedi mi?’. O da sakince diğer arkadaşların yüzünü bana çevirir ve beni ısıtırdı. Ancak öyle biraz uyuyabilirdik. Tabi ki ben uyuduğumda diğer arkadaş uyanık kalıyordu. Sıra O’na gelene kadar Heval Nupelda’ ya ‘battaniyemiz’ derdik.

Şekerimiz olmadığı için kuru üzümle çay içiyorduk. Kuru üzümümüz bitince çaysız kaldık.  Pratikte şeker ihtiyacımızı ancak çayla alabiliyorduk. O da olmayınca beden zorlanabiliyormuş. Bir gün timimizin en genci olan Heval Zilan biraz çekinerek çantasından eritilmiş, sakız gibi bir şeker çıkardı ve ‘bence bunu içebiliriz’ dedi. İlk önce hepimiz ‘ıyyy’ dedik ama çok geçmeden de çayımızı yaptık ve o şekerle içtik. Üç güne kadar onunla idare ettik. Yoklukta hazine bulmuş gibiydik. Çok geçmeden erzak da bitti ve mecburen harekete geçmek zorunda kaldık.  Sabah uyandığımızda hava kapalıydı ve yağmur yağıyordu. Keşif uçağını atlatmak için iyi bir gündü. Hemen planlama yapıp harekete geçtik. Ben, Heval Nupelda ve Heval Ronahi bir noktaya, erkek arkadaşlar da başka bir noktaya erzak getirmeye gittiler.  Harekete geçmemizle birlikte yağmur da harekete geçmiş gibiydi. Derşewin aşağısındaki doldan geçen suyu aşmamız bir eylem gibiydi. Su öyle bir kalkmıştı ki üç kişi ele ele tutunmamıza rağmen su bizi götürüyordu. Sicilimizin sonunda şahadet biçimi ‘ suda gittiler’ olacak diye güldük. Kurdi derler ya ‘av u av çun’. Yağmur bablekan oynarcasına yağıyordu. Delirmiş gibiydi. Kendini kime ispatlıyordu ya da bu ne aşktı? Anlaması zordu. Bizi görünce sevinmiş olmalıydı. Kısacası sırılsıklamdık. Heval Ronahi’ yi Derşew’ de bademleri hazırlaması için bıraktık ve benle Heval Nupelda yola devam ediyorduk. Biraz dem çay ve yağ alacaktık; o da kalmışsa. Yükseğe çıktık, üşümeye başladık. Hem açlıktan hem de soğuktan tek bir kelime bile edemedik. Ağır ağır gitmemiz gereken noktaya gittik; nokta dediğim bir kaya altıydı. Noktaya gittiğimizde manga su altında kalmıştı ve hemen hemen dize kadar su gelmişti. Suyun üzerinde beyaz bir bidon yüzüyordu. Jaji bidonuydu, içinde bir şey yoktu ama etrafında biraz vardı. Heval Nupelda bidonu kaldırdı, kapağı açtı. Elleri büyüktü. Ellerini bidonun içine daldırdı, elini çıkartıp beyaz olan elini bana uzattı. İki parmağını temizleyip yedim. Fiziki olarak benden büyük olduğu için üç parmağını ona bıraktım. Kaş göz işaretiyle diğer parmaklar senin dedim. O da yedikten sonra parmaklarıyla bidonda kalan jajiyi temizlemeye çalıştı. Aynı biçimiyle iki parmaktakini ben, üç parmaktakini o yedi. Yoldaşımın parmağındaki jajiyi temizleyip sonra yemenin tadı bambaşkaydı. Neyse, yarım paket dem çay ve iki üç yemeklik yağı alıp yola çıktık. Heval Ronahi’nin yanına gittiğimizde işini çoktan bitirmiş bizi bekliyordu. Şemsiyesini açmış, soğuktan kendini iyice toplamış ve masmavi gözleriyle yola bakıyordu. Güzel yoldaşı da alıp noktaya gittik. Noktaya vardığımızda artık karanlık basmak üzereydi. Erkek arkadaşlar bizden önce vardıkları için erzak getirmişlerdi. Yemeğimiz her zamanki gibi Gabar’ ın meşhur yemeği savar hazırdı. Yemek yiyip biraz ısındıktan sonra olup bitenleri ayrıntılı anlatıp kahkahayla gülüyorduk. Gerillada yaşam sıkıntısı, zorluğu ne olursa olsun bir araya geldiğimizde o zorluklarla alay etmek, kahkahayla gülmektir…”

           

2018 yılının son baharında Kato Marinos’ da şahadete ulaşan Heval Nupelda, o kadar yoldaşlığa bağlıydı ki O’ nu yazma çabasında dahi her bir düşünüşte bir başka yoldaşı, o yoldaşa olan özlemi de yeniledi. Gabar’ da hepimize bir anne şefkati ile yaklaşıp, topladığımız meyvelerden pekmez, bastık yapan, bademlerden kıtlama yapıp her noktaya dağıtan, sürekli yoldaşlarını düşünerek nefesini soluyan Ş. Yıldız’ ı, birçok kere aynı görevlerde bulunduğumuz, doğru yoldaşlık temelinde sürekli bir paylaşım ve bağlılık içerisindeki emekçi Şervan Yoldaşı, Mücadeleci ve çılgın Zerya Yoldaşı, sessiz ama emeğiyle var olmuş Şahin Yoldaşı, ilkeli duruşunun yanı sıra yoldaşlığa adanışı ve bağlılığı ile Ronahi Yoldaşı… Ve hepsinin şahadet anı, zamanı… Ölümü hiçe sayan, yaşam gerçekliğinde ölümü yok kılan fedailerin, fedai yürekli yiğitlerin yaşamının, sevdasının adıdır hakikat ve yine Onlardır hakikati yüce aşk kılıp, bu aşk uğrunda adananlar…

“…Ey melek-stmâ ki senden özge hayrândur sana

 Hak bilûr inşân demez her kim ki insândur sana

(Ey melek yüzlü sevgili! Senden başka herkes sana hayrandır. Tanrı bilir, insan olan sana İnsan demez.)”

FUZULİ

                         

            Bir anısını, anılardaki o haliyle yüz ifadesindeki bir resmi, bir an o kızgınlığının dahi sevgiyle karışıp da kaşlara yansıyan halini, saçlarındaki kıvrımları ve en güzeli yüreğini bütün gerçekliği ile gözler önüne seren göz bebeklerindeki masumiyeti, gülüşlerindeki içtenliği ve berraklığı anımsadıkça Heval Nupelda ile yaşamış olmanın şanslılığını hissederek O’ nu daha çok özlüyorum. Ve özlem o anda gözlerini vuslat için zafere açıp kirpiklerini büyük bir umut ve aşkla adayanlar için titrek bir bekleyiş kılıyor.

           

Mahabad Özgür