Tanrıça Star’dan YJA Star’a Kadın Toplumu Savunuyor

3 kadinordulasmasi

Tarih her şeyin kökeni. Özellikle toplumsal olgular açısından tarihte kökünün olması topluma yararlı ya  da zararlı bir olgu olma noktasında toplumsal değerlerin anlamlılığının ifadesi. Eğer bir olgunun tarih sahnesine çıkışı insanlığa kazandırmışsa bu olgu olumludur, meşrudur. Ama insanlığa zarar vermiş,

toplumsallığı dağıtmış, sömürüye yol açmışsa bu gün olumlu gibi yansıtılsa da, aslında kökten itibaren zararlıdır, ret edilmelidir.  Tarihin başlangıcında,  egemen uygarlıklar açığa çıkmadan önce, her şey insanlığın ihtiyacı üzerinde icat edilmiştir. Ahlak, politika, ekonomi gibi kavramlar her zaman topluma kazandıran toplum lehine olgular olmuştur. Bu gün ahlak çökertilme, politika devletlerin toplumu kandırma demogojisine indirgenme, ekonomi toplumu sömürme aracı gibi kullanılma noktasına getirilse de, bu kavramlar öz olarak topluma aittir. Toplum lehinedir, sistemin kendini meşrulaştırma aracı haline getirilmiş çarpıtılmış hallerinden arındırılıp tekrar topluma mal edilmeyi gerektirmektedir. Diğer yönden devlet, iktidar gibi kavramlar ise ilk baştan toplum aleyhine, toplumu sömürme aracı olarak doğmuş ve asla toplum yararına olamazlar. Özgür toplum olmak için önce bunlardan kurtulmak gerekmektedir. 

Toplumsal doğada tarih, olguların gerçek yüzünü açığa çıkarırken, evrensel boyutta, oluşumlar hakikatin en yalın doğal halidir. Evren hakikatin kendisidir. Evrende yersiz, gereksiz, zamansız hiçbir oluşuma yer yoktur. Vaktinde anlamlı olan oluşumlar bile evrendeki rolü bitip zamanı dolduğunda evren tarafından aşılır, daha yeni oluşumlara evrilir. Evrensel özelliklerle paralel olan evrene ters düşmeyen olgular aynı zamanda toplumsal doğanın da lehinedir, meşruluğu en iyi ifade eder. Öz savunma anlayışını önce evrende sonra da toplumda arayacağız buradan hareketle. Kısa bir çerçeve ile evrensel ve tarihsel temele bakıp günümüze, kadının bu günkü öz savunma durumuna geleceğiz. Egemenlikli sistem toplumun kuruluşuyla birlikte vaz geçilmez bir özelliği olan öz savunmayı gayri meşru, haksız, ilan ederken, sömürü aracı orduları meşru kılmış, savaşla elde edilen ganimeti hak ilan etmiştir. Oysa hakikat bunun tam tersidir. Hakkı çalınanın, saldırıya uğrayanın kendini savunma hakkı vardır, ama askeri gücüne dayanarak gasp, talan, katliam, fetih ile el koyma hırsızlıktan başka bir şey değildir, meşru değil alçakçadır.

Öz Savunma Evrensel Bir Özelliktir

İlk olarak doğaya baktığımızda, tüm varlıklarda kendini savunma temel bir ilkedir. Bu sadece biyolojik canlılık evresine ulaşmış canlılar için değil evrensel bir ilke olarak atom altı parçacıklarda dahi geçerlidir.  Bunun en somut örneği Einstein ve atom altı parçacık arasındaki mücadelede göze çarpmaktadır. Einstein evet atomu, atom altı parçacıkların birçok özelliğini keşfediyor, ama aslında kendisi tüm kuralları net kesin olan Newton fiziğine inanıyor, bu nedenle atom altı dünyayı da bu kurallarla tanımakta oldukça kararlı ve ısrarlıdır. Einstein analitik zekanın tüm kurnazlıklarıyla parçacığın tüm özelliklerini anlamak için bir çok farklı deney yapmış ama parçacık Onun istediği gibi davranmayıp her seferinde farklı davranarak, planlarını boşa çıkarmış, onu yanıltmış ve şaşırtmıştır. Parçacığın insanı şaşırtan tabiatı çok renkli, insanı büyülemekte ve hala sırlarla dolu. Konumuz bu olmadığı için ayrıntılara girmeyeceğim.  Ama şunu demek istiyorum, parçacığın denetime girmeye karşı koyması, tüm özelliklerinin bilinmesine karşı direnmesi, onun kendini savunmasından başka ne olabilir ki. Tüm özelliklerimiz evrensel kökenli. Evren maddesinden yapılmışsak maddi varlığımız evrendeki maddelerin insan formuna girmiş hali. Evrende bulunan tüm maddeler insan maddesinin yapı taşları olarak bulunmakta. Ama insan sadece beden değil, hatta daha fazla ruh, canlılık, akıl ve duygu, çünkü insanın diğer biyolojik canlılardan farkı bunlar. Cansızdan canlı, akılsızdan birden muhteşem insan aklı, ruhsuz kaba maddeden incecik insan duyguları doğmuş olmasını hangi bilimsel kuram açıklayabilir. Evren en canlı varlık, aklı tüm evreni yaratıp yürütüyor, biz insanlar onun evrimle ulaştığı son durağız, dolayısıyla tüm özelliklerimiz evren kökenli. Ya kendini savunma, yani öz savunma! Öz savunma tüm varlıkların temel özelliği olduğuna göre evrensel kökenli bir duygudur. Evren sürekli genişleyerek, ömrü dolan enerjisi biten varlıkları yeni bir varlığa evrilterek, zindeliğini korumakta ve canlı dinamik varlığını sürdürmekte ve hep yenilenmekte. Tüm bunlar evrenin kendini yenileyerek sürekli koruduğu anlamına gelmektedir. 

 Öz Savunmanın İlk Ortaya Çıkışı, Ana Tanrıça Öncülüğündedir, Varlığını Korumak Amaçlıdır

Toplumun ilk oluştuğu klan toplumunda, insan birikiminin ilk kültürleşmesi olan Neolitik toplumu aşamasında, toplum varlık yokluk sınırındadır. İnsan doğada tutunup var olabilecek mi, yoksa narin varlığı nedeniyle vahşi doğa içinde yem olup yok mu olacak. Vahşi hayvanların saldırılarına karşı, kaçarak, ağaçlara tırmanarak, taşla odunla kendini savunmaya çalışmak kendini korumak için yetmez.   Sadece hayvanlar değil doğanın her şeyi tehlike ve zorluklarla doludur. Beslenmek başlı başına bir sorundur. Beslenemeyen toplum yok olur. Ot ve meyveler doğadan ilk yararlanılacak şeyler, fakat hangisi yenir, hangisi öldürücü zehirlidir.  Bunu ayrıştırmak dahi toplumu korumak için büyük bir çaba demektir. Bu bilgi bile yıllardan bu yana süzülmüş olmalı, belki de zehirli bitkileri yiyen birçok insan bu uğurda öldü.

Toplumsal doğaya bakarak öz savunmanın kökenini aradığımızda kadın öncülüğüyle karşılaşmaktayız. Kadın toplumsallaşmanın öncüsü. Toplumu kuran, bilgeliğiyle toplumsal hafızayı geliştiren, toplumun maddi manevi tüm kültür yapısını inşa eden kadın. Kadının ilk toplumsallaşma aşamasında kutsal görülmesini sadece insanların varlığının devamını sağlaması ile sınırlı ele almak çok yarım bir bakış olur. Kadın çocuğu sadece doğurmamış, beslemiş, giydirmiş, korumuş, bildiği her şeyi ona öğretmiştir. Dünyaya gelen her çocuk toplumun devamı için kutsallıkla karşılandı. Fakat bu çocuğu insan yapmak kadının göreviydi. Asıl kutsallık da buydu. Çocuğu beslemek, giydirmek, soğuk ve sıcaktan, vahşi doğadan korumak,  aklını kullanan bir insan olarak büyütmek kadının topluma karşı en büyük hizmetiydi. Toplumu korumanın en temel ayağı toplumsal hafızayı yeni nesle aktarmaktı. Topluma katılan her yeni insan şahsında kültürü inşa etmekti. Varlık koşullarını sağlamak toplumu korumanın ilk ayağıydı.  İnsan olmanın farkı olan aklını kullanmayı, kültürü, dili, toplumsal yaşamı ona öğretmiştir.  Toplum bunlarsız var olamazdı. Olsa da insan olmanın farkı açığa çıkmazdı. Bu özellikler insan olmanın farkı olmakla birlikte kadının toplumu savunma yöntemidir. Kadın, etrafında topladığı insanları, akıllarını kullanmayı öğreterek korumuştur. Konuşup anlatarak, paylaşarak, toplumu harekete geçirerek, bildiklerini aktararak korumuştur. Bilgeliği yaşamın sürmesinin ve korumanın en temel gereği olmuştur. Kadının kurduğu icat ettiği her şey toplumsal hafızaya kaydedilmiş, toplumsal kültür olmuş, insanlığı hep daha iyiye güzele taşımış ve insanlık bunlarla korunmuştur.

Tanrıça Star zamanından bahsediyoruz. Savaş ve aşk tanrıçası olarak mitolojide Tanrıça Star’ın adından bahsedilir. Toplumu korumak, beslemek ve yönetmek, bunları sağlayarak toplumun varlığını sürdürmek insanlık için dönemin en evrensel görevidir. Tanrıça-ana, evrensel işler yaptığı için yıldızlarla bir tutulur. Evrenden karanlık geceye süzülerek karanlığı parçalayan yıldız ışığı gibi insanlık yaşamını aydınlatan bir ışıktır O. İnsanlığı karanlıktan aydınlığa çıkarmıştır. Bunu yaparken evrensel kurumlar kurmuştur. Ve bunlar hala toplumu yürüten koruyan kurumlardır. Toplumsallık, ekonomi, tarım, ahlak, politika, bunlardan temel bazıları. Bu gün toplumsal kültürler uygarlıklar ne kadar farlılıklarla kendini ifade ediyor olursa olsun,  hiçbir insan toplumu bu temel olgular olmadan varlığını sürdüremez. Sürdürse de ya tamamen köleleşmiştir, ya da insanlık özünü kaybetmiştir.

 Tanrıçanın klanı ilk toplum biçimidir. Bu günkü aile bireyini hem mülkleştiren hem de kendine bağımlılaştıran ailenin ve toplumun tam tersine, paylaşan, öğreterek var eden, insana insan olma özelliği veren toplumsallıktır. Toplumun ahlakı ve politikasının belirlendiği ortamdır. İlk toplum klan, ilk öncü anadır. Ana tanrıça etrafında oluşan toplum eşitlikçi komünal ve yapılan her iş toplum lehine, toplumu savunma temelindedir. Aile, toplum bu gün ana tanrıçanın klanının özünden ne kadar uzaklaşsa da hala kişinin ilk ahlak terbiyesini aldığı kişiliğinin oluştuğu ortamdır. Toplum hala bireyi korumaktadır. Ama sistemin kendi mikro kurumu haline getirdiği aile insanı köleleştirmenin temel kurumu rolünü oynamaktadır.

 Ekonomi toplumun beslenmesi temelinde bir kadın icadıdır. Ev yasası olarak somutlaşır tanrıça zamanında. Bu gün ekonomi topluma sömürünün en fazla dayatıldığı, sistemin insanları en fazla kendine bağımlı kıldığı bir kuruma dönüşmüştür. Ama beslenme barınma elbette ki insanlığın olmazsa olmaz bir ihtiyacıdır. Tarım bunun en doğal sağlandığı alan olarak insan doğa ilişkisinin temelidir. Ahlak ve politika tüm bu kurumlaşmaların ilkelerini, yürütülme tarzını ifade etmektedir. Tüm bu kurumlar insanlık tarihi boyunca hep var olmuşlar, dünyanın neresine gitseniz hala toplumun varlığı için temel kurumlardır. Ana kadının kurduğu toplumsal kurumlar, bu gün egemen uygarlıklar tarafından özünden uzaklaştırılmıştır. Ama gerçek özleri anlamıyla insanlık için hala yaşamsaldırlar, insan olmanın farkının sürmesinde belirleyicidirler. Tanrıça Star insanlığın ilk aşaması olan toplumsallığı kurduğu ilk kurumlarla korumuştur. İnsanlık Ona sadece varlığını değil, yaşamını sürdürmek için gerekli olan her şeyi borçludur. Aşk tanrıçası olması toplumu korumasından, toplumla olan birlik ve bütünlüğünden gelmektedir. Tüm sevginin merkezidir. En sevilendir. Herkesin yanında yakınında olmak istediği, gücünden güç alınan anadır O. Toplumu koruyandır. Topluma verdikleri nedenliyle inanılandır. İnanç aşkın zirvesidir. En derin sevgi inanmaktır. Tanrıca emeğiyle yarattıklarıyla insanların inancını kazanandır.

Mitolojideki Kadın-Erkek Çatışması, Erkek Egemenliğine Karşı Kadınının Öz Savunma Direnişidir

Aşk tanrıçası aynı zamanda neden savaş tanrıçası oldu? Savaş ve aşk nasıl bir araya geldi, Onun kimliğinde bu iki zıt nasıl aynı anda var oldu. Savaş ve aşk bir arada olur muydu. Toplumun temel değerlerine saldırıların olduğu erkek egemenliğinin geliştiği döneme geliyoruz. Erkek kadının üretimine saldırıyor. Ev yasasını (ekonomi) bozuyor, kurnaz adam, ev hırsızı olarak toplumun ürettiği değerleri çalıyor. Aileyi mülkleştiriyor, ilk egemen kişi baba, ilk sömürü kurumu baba erkil aile oluyor. Kadının toplumu koruyan kollayan özelliklerini de babaya yaftalıyor. Toplum, kültürün ahlakın politikanın temeli olmaktan çıkıp iradesiz köle bireylerin yetiştiği devletin sömürü alanına dönüyor.

Ana kadının ilk savaşı buna karşıdır. Tanrıça Star, aşk tanrıçalığının yanına savaş tanrıçası olma ünvanını toplumu savunma amaçlı verdiği mücadele ile kazanır. Star kelimesi bu gün birçok dilde yıldız anlamında kullanılmaktadır. Bu en eski tanrıçanın yaptığı evrensel işlerin yıldızlar katında kutsal tutulması ve tanrıçanın yıldızlarla bir tutulmasının o günden bu güne gelmesidir. Aynı zamanda Star kelimesi Kürtçe’de hala savunma anlamında da kullanılmaktadır. İnsanlar zor anlarda “Ya Star” diyerek ana tanrıçaya sığınmakta yardım ve savunma istemektedir.  Yine bugün karanlık gecelerin lanetli kadını olarak anılan tanrıça Lilith köleleştirmeye karşı büyük bir direnişi gösteren tanrıçadır aslında. Zor anlarda, mutlu anlarda  Lilit’in çağrılması olan “tilili” bugün hala Kürt kadınlarının zorluklarda ve mutluluklarda dilindedir. Aynı zamanda Kürt kadının özgürlük gücü olan  kadın gerillanın “tililisi” düşmanın yüreğini durdururken, yoldaşına savaş gücü vermektedir.

Mitoloji çağı, erkeğin hırsızlığı icadından sonra, kadın erkek arasındaki savaşları anlatır.  Tanrıça Ninhursag’ın çalınan “Me”leri (icat, yasa) ve bunları geri alma savaşı bir ilk öz savunma mücadelesidir. Enki’nin Ninhursag’ın bahçesinden sekiz kutsal meyveyi çalma ve sekiz hastalığa yakalanması mitolojisi çarpıcıdır. Bu tanrıçanın lanetiyle yakalanılmış hastalıklardır. Tanrıçanın laneti büyük ihtimalle ikisi arasında çıkan savaşta Enki’nin sekiz ölümcül darbe alması anlamındadır. Diğer bir mitolojik hikaye ise, İnanna’nın kız kardeşini ziyarete gidişini fırsat bilerek tanrıçanın her şeyine el koyan Dumuzi’nin lanetletilmesidir. İnanna o kadar öfkelidir ki, Onu lanetleyerek ömür boyu, her yılın altı ayında yerin altında kalmaya mahkum eder.

 Tarihte bildiğimiz en büyük, en eski savaş Tanrıça Tiamat ile Tanrı Marduk arasında yaşanmıştır. Tanrıça çok büyük bir ordu toplamıştır, Marduk ise tanrıçanın bu yenilmez ordusuna karşı tüm tanrılara vaatlerde-tehditlerde bulunarak hepsinin desteğini arkasına almıştır. Savaş sonrası tek tanrılaşarak bunları yerine getirmemiş, sömürüyü tüm tanrılara dayatmıştır. Bu ilk savaş bu günkü iktidar oyunlarının bir ilk örneği olarak çarpıcıdır. Tanrıça çok kendine güvenlidir, içine çektiği nefesle Marduk’u dünyanın dışına fırlatma kurdetindedir.  Marduk bu anda kılıcıyla tanrıçayı ortadan ikiye böler ve kendi yaratılış destanını bu olayla başlatır. Elbette eşitliğin komünalitenin kurucusu ve yürütücüsü tanrıçayı ortadan kaldırmadan, Marduk egemenliği tam kurulamaz. Bu nedenle kendi varlığını bu olaya borçludur. Mardık kendi varlığını evrenin varlığı ile özdeşleştirecektir. Artık evreni, doğayı, tüm tanrıları yaratan tanrıça değildir, tanrıçanın ölümü yaratılışın temelidir. Ama yine de yaratım maddesi tanrıçadır bunu da unutmamak gerekir. Tanrıça olmasa Marduk evreni yaratacak madde bulamazdı demek ki. Bu bile tanrıçanın yarattıklarını çalmış olmanın itirafı anlamına gelir. Tiamat ve Marduk savaşı haksızın komployla kazandığı ve sömürü savaşlarının zirveleştiği çağın başlangıcını ifade etmektedir.

Kadınlar erkek egemen zihniyetin komünal topluma saldırısı karşısında iki bin yıl direnmişlerdir. Mitolojik anlatımlardan anlaşılan kadın ve erkek arasındaki savaş iki bin yıl sürüyor. İki bin yıl erkek egemenliği çeşitli kurnazlıklarla kadın emeğine el koymaya çalışmış kadın buna karşı toplumu ve komünal değerleri savunmuştur. Erkek egemenliğin tanrıçanın renkli ve eşit yaşam kültürü üzerine egemenliğin karanlık gölgesini getirmiştir. Fakat kadın direnişi tarihin hiçbir çağında durmamıştır. Kadınlar her fırsat bulduklarında erkek egemenliğine isyan etmişlerdir. İki bin yıllık direniş, kadın için bir hak savaşıdır, öz savunmadır, erkek için ise sömürü sağlama aracıdır. Artık kadının toplumu savunma anlayışına karşı, kurnaz erkeğin toplumu sömürme çizgisi doğmuştur.  Öz savunmaya karşı gasp talan saldırıları dönemi başlamıştır. Egemen zihniyetin başlamasıyla birlikte savaşan güçler iki zıt uç olarak şekillenir. Toplumu, kadını, komünaliteyi savunan öz savunma güçleri, toplumu, kadını, insanları köleleştirerek değerlerine el koyan gaspçı güçler.

 Egemenlikli uygarlıkların çıkışıyla birlikte tarih, demokratik uygarlık ve egemenlikli uygarlığın paralel akışına tanıktır.  Egemenler tarihi kendileriyle başlatırlar. Egemen uygarlık egemenlerin saltanatının başlangıcıdır. Bu nedenle tarihi egemen uygarlıkla başlatırlar. Oysa demokratik uygarlık insanlığın ilk kültürüdür, egemenlikli uygarlık çağı boyunca da  hep var olmuş ve toplumu savunmuştur. Demokratik uygarlık toplumun öz savunması olarak hep direnmiştir. Demokratik uygarlık ana tanrıçanın özgür toplum çizgisinin egemenlikli uygarlığa karşı direnişi olarak hep süregelmiştir. Bu mücadele, savaş çizgisi olarak da egemenlerin sömürü savaşlarına karşı halkların öz savunma direnişleri olarak süregelmiştir.  Egemenlik çizgisi Marduk’dan, Sargon, İskender, Cengizhan, Sezarlara kadar sürerken, öz savunma direnişi Tiamat’tan, Spartaküs, Hektor, Zenubya, Jan D’ark ve Beritanlara kadar sürmektedir.

Tanrıça Star’dan YJA Star’a Kadın Toplumu Savunuyor -2-

Emine Erciyes

Feodal ve Kapitalist Çağlar Boyunca, Kadın, Egemen Sistemin Karşıtı Olmuştur

Feodal çağa damgasını vuran tek tanrılı dinlerin her üçünde de kadınlar varlıklarını belirgin kılmışlardır. Tanrıca kültürüne karşı en büyük saldırıyı ilk tek tanrılı din olan Yuhudilik yürütmüştür. Oysa Hz. İbrahim’in iki oğlunun anneleri olan Sara ve Hacer Yahudilikte gelecek neslin ulusal farklılaşmasını ve yol ayrımını belirlemiştir. Her birinden doğan oğulları biri Yahudilerin, diğeri Arapların olmak üzere ulusal farklılığın başlangıcı sayılmıştır.  Hristiyanlıkta Meryem İsa’nın peygamber olarak çıkışına zemin hazırlamıştır. Hristiyanlığın ilk başlangıcında, fakirleri kimsesizleri kapsayan evrensel karakteri ana tanrıça kültürünün Meryem’le hala dile gelmesini ifade etmektedir. Meryem aracılığıyla Hristiyanlığa yansımıştır.  İslamiyet’te ise Hz. Hatice Hz. Muhammedin ilk inananı, yani en büyük destekçisi olmuştur. Mevcut sistemin baskıcı karakterine karşı çıkan tek tanrılı dinlerin bir yönü toplumu savunmaktır. Topluma daha refah bir hayat kurmaktır. Dönemin katı erkek egemenliği kadının kendi kimliğiyle öne çıkmasına izin vermese de kadınlar tek tanrılı dinler aracılığıyla sisteme karşı isyan etmişlerdir. Diğer taraftan tek tanrılı dinler sistem karşıtı çıkışlarına rağmen erkek egemenliğini ve sömürüyü meşrulaştırma aracı haline gelmiştir. Din adına yapılan sömürü, gasp, talan en meşru savaş olarak görülmüştür. Kadın ise tamamen lanetlenerek dört duvar arasına mahkûm edilmiştir. Erkeğin neslini sürdürmesi için istediği gibi sürebileceği tarlası olarak sıfatlandırılmıştır. Tek tanrılı dinlerin egemenlik karşıtlığı ve egemenliği güçlendirme özellikleri bir paradokstur. Toplumu savunmak için çıkmışlar ama egemenliği derinleştirme aracına dönmüşlerdir. Yani çıkışlarında toplumun öz savunması rolleri varken, daha sonra toplumu sömürmenin meşrulaşması aracına dönmüşlerdir. En büyük gasp saldırıları tanrı adına toplumları kazanmak adı altında yapılmıştır.

Kapitalizm, egemenlik sisteminin zirvesidir. Kadının metaların kraliçesi haline getirilmesi derecesinde nesneleştirildiği iradesinin elinden alındığı bir süreçtir. Ucuz iş gücüdür kadın. Savaşlarda sistemin bozuk para gibi harcayacağı çocukları doğurma ve büyütme makinasıdır.  Kapitalizm, egemenlik çağının en büyük acılarını insanlığa ve kadınlara dayatmıştır.  Yeni yerleri keşfetme adı altında, yerli halkları katlederek onların cenazeleri üzerine kendi sömürü sistemini kurmuştur. 1.ve 2.dünya savaşlarıyla insanlığı kıyımdan geçirmiştir. Sömürünün zirveye çıktığı toplumun kendini savunma gücünün en fazla zayıfladığı çağdır. İnsanlığın en kalabalık olduğu ama toplum bilincinin en fazla zayıfladığı çağdır. Kapitalizm toplumu tarih bilincinden, bireyi toplumla bütünlüğünden kopararak tamamen kendini savunamaz hale getirmiştir. Kapitalist çağda toplum en fazla sisteme tabi olmuş ve öz savunması bilinci  arayışı dağılmıştır. 

Kapitalizmin sömürü sistemine karşı ilk günden sosyalizm mücadelesi toplumu savunma ve özgür yaşamı kurma adına mücadeleye başlamıştır. Kadınlar kapitalizme karşı ilk günden itibaren karşıt cephede yer almışlar, hem sistem karşıtı hareketlerde aktif yer almışlar, hem de feminizmi kadın haklarını savunma kuramı temelinde geliştirmişlerdir. Kapitalizm, sistem içi haklar için bile kadınları katletmekten geri durmamıştır. Eşit ücret isteyen 129 tekstil işçisi kadın sadece hak ettiklerini istemişlerdir. 8 Mart kadın emekçilerin günü olarak andığımız bu gün aslında kadınlara katliam dayatıldığı bir gündür. Bu olayın dünya hegemonu olarak öne çıkan ABD’de olması da elbette tesadüf değildir. Kadın katliamına karşı, kadınların direnişi daha da yükseltmesiyle 8 Mart direniş günü sembolüne dönüşmüştür.

Kapitalist Çağın Dayattığı Metalaştırmaya Karşı Kadınlar Dünyanın Her Yanında Direnişe Katılmıştır.

Kapitalist sisteme karşı 8 Martla sembolleşen kadın direnişi, kapitalizmin ilk çıkışından başlayarak ulaştığı ve sömürgeleştirmek istediği tüm ülkelere, halklara kadar kadınların direnişiyle karşılaşmıştır. Bunlara bazı örnekler verecek olursak;

 Kadınlar, Fransız devriminde öncü rol oynamalarına rağmen devrim sonrası haklarını alamayınca Olympe de Gouges insan haklarının ailenin düzenlenmesiyle ev içinde başlaması gerektiğini belirtir. “Kadın ve Kadın Yurttaş Hakları Bildirgesini” hazırlar. Kadın giyotine gidiyorsa siyaset de yapabilir iddiasındadır. Buna karşı erkek egemenliğinin şiddetiyle karşılaşıp giyotinle idam edilse de tarih adını direnişçi kadınlar arasında yazmıştır. Kadınların örnek aldığı izinden yürüdüğü bir isyancı kadındır.

Ekim devrimi öncesi Çar 2. Aleksandır’a dört kadın suikast düzenler. Sofya Perevskaya çara suikast düzenleyen kadın olarak dünyada idam edilen ilk kadın suikastçı olur. 1917 Ekim devrimini de yine kadın işçileri başlatmıştır. Tekstil fabrikalarında çalışan işçi kadınlar kendi delegelerini komşu fabrikalara gönderip grev örgütlemişlerdir. Yine kadınların kurduğu tabur Aman faşizmine karşı ön cephede büyük bir direniş göstermiştir.

 Çin devriminde kadınların oynadığı rolü ise Mao şu sözleriyle ifade eder; “göğün yarısı kadınların omuzlarındadır. Kadınların devrimci ordusu, kadınları maddi manevi özgürlüğü yok etmeye çağıran bütün şeytanları yok etmeye çağırır”. Yine de Çin’de hakim olan feodal yapı nedeniyle kadınlar savaşta geri cephede tutulmuştur. Ama Kuo Ch’un-Ch’in gibi kadınlar erkek kılığına girme pahasına da olsa savaşta aktif rol oynamışlardır. Kuo Ch’un-Ch’in ordunun verdiği en yüksek ödülü almayı hak etmiş oysa ancak yaralandığında kadın olduğu gerçeği açığa çıkmıştır.

Vietnam halkının direnişi sömürgeci devletlerin, başta ABD olmak üzere askerlerini sendroma sokmuştur. Vietnam direnişinde  kadınlar “Güney Vietnam Özgürlüğü için Kadınlar Birliğini” kurmuşlardır. Bu birlik bünyesinde yer alan kadınlar, erkekle aynı cephede ve her düzeyde çalışmalar içerisinde yer almanın yanı sıra, yönetimsel düzeyde de aktif görev almışlardır. Nguyen Thi Dinh, kadınlar birliğinin başkanı olduğu gibi, orduda da ilk askeri komutan yardımcılığını yapmıştır. Yine bu birlik, ABD tarafından fuhuşa sürüklenen kadınları bu zeminden kurtararak, halk savaşımında kadınlara yer verir. Yine 1970 yılına doğru Saygon’lu kadınlar, onurlarına sahip çıkmak için Kadınlar Kurulu’nu oluşturdular. Yakalanan kadınlar Saygon zindanlarında destansı direniş sergilemişlerdir.

Küba devrimi deyince aklımıza Che Guevara ve Fidel Castro gelir. Celia Sanchez ise Küba Devrimi’nin merkezindeki kadındır ve hatta kararların verilmesinde etkili olduğu söylenir. 10 Mart 1952 darbesinden sonra Celia, Batista hükümetine karşı yürütülen direnişe katılmıştır. 26 Temmuz Hareketi’nin kuruculuğunu, devrim boyunca çatışma birliklerinin liderliğini yapmıştır.

Hindistan kültürel, dini, dil, etnik renkliliğiyle tanınır. Lakshmi Sehgal, Hint bağımsızlık hareketi devrimcilerinden biri olup, Hindistan Ulusal Ordusu’nda askerlik yapmış ve daha sonra Azad Hind hükümetinde Kadın Bakanlığı görevini yürütmüştür. İngiliz Yönetimi’ni devirmek için savaşan ve tamamı kadınlardan oluşan “Jhansi Kraliçesi Alayının” komutanıydı. Jhansi Kraliçesi Alayı, İkinci Dünya Savaşı’na katılan ordular içinde yalnızca kadınlardan oluşan az sayıdaki askeri birlikten biridir. Bugünde Hindistan’da kadınlar erkek egemenliği ve kadınlara dayatılan şiddet tecavüz haksızlık, erkek egemen devletin erkek haklarını savunmasına karşı “Pembe Çete” kadın öz savunması olarak örgütlülüğünü sürdürüyor. Bambu sopalarıyla öz savunma yapan pembe çetenin birçok taraftarı ve güçlü bir örgütlülüğü var.

Verdiğimiz birkaç örnek bile dünyanın her yerinde kadınların direniş halinde olduğunun somut ifadesidir. Nerede direniş varsa orada kadınlar olmuştur. Kadınlar yeni direnişe başlamıyorlar. Erkek egemenliğinin kadın emeğine ilk saldırdığı günden itibaren direniştedirler. Tarihin ismini yazmadığı kadın direnişi araştırılmayı ve gün yüzüne çıkarılmayı, tüm kadınlara mal edilmeyi bekliyor. Devrimlere kadınlar aktif katılarak güç vermişlerdir ama devrimler kadın özgürlüğünün rengini açığa çıkarma gibi bir gündem oluşturmamışlardır. Kadın özgürlüğü diye özgün bir gündeme gerek duyulmamış, toplumun özgürleşmesiyle kadınlarında özgürleşeceği gibi yüzeysel bir eşitlik anlayışı yeterli görülmüştür. Oysaki kadına dayatılan köleliğin tarihsel derinliği kadında derin izler yaratmıştır. Kadın, tarihiyle, toplumsal kimliğiyle, zihniyetiyle ayrı bir kimliktir. Kadına dayatılan köleliğin parçalanması, kadının özünün tekrar açığa çıkması özgün bir kadın özgürlük mücadelesini şart kılmaktadır. Devrimlerin yarım kalan yönlerinden en önemlisi kadın özgürlüğüne gereğince eğilmemeleridir. Çünkü kadın özgürlüğü tüm toplumun özgürlüğünün kilididir.

Tanrıça Star’dan YJA Star’a Kadın Toplumu Savunuyor -3-

Emine Erciyes

Kürt Kadını Tarihin Her Aşamasında Bir Direniş Gücü Olmuştur

Tarihin en eski direnen halklarından biri de Kürt halkıdır. Kürdistan coğrafyası, egemen zihniyetin ortaya çıktığı ilk günden itibaren, kadınların, direnişin içinde olduğu bir coğrafyadır. Egemen uygarlıklara ve erkek egemenliğine karşı, tarih boyunca en fazla kafa tutanlardan biri de Kürt kadınları olmuştur. Kendi aşiretini korumaktan tutalım, egemen sisteme isyana kadar Kürt kadınları hep direniş saflarındadırlar. Düşmana esir düşmektense savaşmayı ve gerekince kendini kayalıklardan atmaya kadar varan bir yiğitliktir Kürt kadınının direnişi. Ama tarihe Kürt halkının direnişi yazılmadığı gibi Kürt kadının yiğitliği de yazılmamıştır. Kürdistan tarihinde topluma öncülük ederek rol oynayan birkaç kadın örneği vermek tamamlayıcı olacaktır. 

 Deyfe Xatun Selehaddin Eyubinin yeğenidir.  Halep valisiyle evlidir. Eşi ölünce başa geçer on yıl Halebi yürütür, sonra oğlu başa geçer, o da ölünce tekrar yönetime geçer. Dönem Moğol ve Haçlı saldırıları dönemidir. Deyfe hatun doğudan ve batıdan gelen saldırılara karşı askeri gücününün başına geçerek sorumlusu olduğu Halep kentini korumayı başarır.

 Destansı Dımdım kalesi direnişinde yüzlerce kadın ele geçmemek için kendisini öldürür. Zadine Xatun Dımdım kalesinin düşmanın eline geçmesinin ardından yöre yönetimine geçişiyle birlikte kadınların intikamını almak için bin askerle Dımdım kalesine saldırır ve kaleyi alır.  Ordusunun adı “Çengzerin” ordusudur.

Şehnaz Hatun ise Rojhilat Kürdistan’da Erdalan beyinin eşidir. Farslara karşı verilen savaşta savaş kızgınlaşınca Erdalan kızlarından beş yüz kadını toplar. Kadın oldukları anlaşılıp Farslar tarafından ele geçmemek için erkek kılığına girerek savaşa katılırlar ve savaşın kaderini değiştirirler. Yine Rojhilatê Kürdistan, Loristan’da Qedem Xêr, Kürt birliğini sağlama temelinde uğraşır. Bunu kendine tehlike gören şah onu tehdit eder.  Şah elçisiyle üç torba pirinç gönderir, “benim askerlerim bu kadar çok, yenemeszin” mesajını gönderir. Qedem Xêr ise bu pirinçleri tavuklarına yedirerek kendi gücünün akıl ve cesaretini ifade eder.

Kara Fatma Kırım savaşında 300 süvarisinin başında Osmanlı sarayına destek sunar ve savaşta büyük kahramanlık ve cesaret gösterir. Kürt olduğu bilindiği halde bu nedenle Türkler kendilerine mal etmek isteseler de dünyada Kürt Fatma olarak tanınmıştır.

 Başur Kürdistanlı Leyla Qasım Baas rejiminin Kürtlere dayattığı baskı, zülüm ve katliama karşı peşmergeye katılır. Kürt halkının sesini dünyaya duyurmak için uçak kaçırma eylemine katılır. Bu eylemde yakalanır ve biçimsel bir yargılanmayla yirmi gün gibi bir zaman içinde idam edilir. “Beni öldürün fakat şu gerçeği de bilin ki benim öldürülmemle binlerce Kürt uyanacak. Ben Kürdistan’ın özgürlüğü yolunda canımı feda ettiğimden dolayı sevinç ve gurur duymaktayım” sözleriyle Leyla Qasım, Kürt kadının özgürlük tutkusunun ve özgürlük için neler yapabileceğinin ifadesi olmuştur.

Yine cumhuriyet döneminde Kürt isyanlarında Gülnaz Xanım, Ağrı isyanında öncü rol oynamıştır. Seyit Rıza önderliğinde gelişen isyanda ise Bese ve Zarife’nin mücadeleleri Kürt kadınının onurunu koruma mücadelesidir. Zarife, Alişer’in eşi ve yoldaşıdır. Seyit Rızanın sofrasına oturan ve söz hakkı kullanan tek kadın olduğu söylenir. Garzan isyanında direnişe katılan Rinde Xan esir düşünce son isteği olarak Malabadi köprüsünü görmek istediğini söyler. Köprüye varınca kendisini köprüden Dicle suyuna atar.

Kürt Kadının Özgürlük Hareketi Evrensel ve Ulusal Direniş Kültürünün Mirası Üzerinden Yükselmiştir.

Kürdistan’da isyanların bastırılmış, Kürtlüğün bitirilmesi için vahşi katliamlar yapılmış, kalanların ise kim olduklarını unutmaları için beyaz soykırım politikası Kürdistan’a dayatılmıştır. Kürtlüğe dayatılan yok oluşun somut ifadesi, Ağrı isyanı sonrası “Muhayyel Kürdistan burada meftundur” sözleriyle betondan hazırlanmış bir sembol mezardır. Artık Kürdistan’da özgürlük adına yaprak kıpırdamaz denen bir aşamada PKK Kürt halkının özgürlük umudu olarak doğmuştur. Bu özgür ruh Kürdün özünün yeniden doğuşu olarak hızla Kürdistan’da yayılmış ve kök salmıştır. PKK’nin çıkışı kadın içinde bir milat anlamını ifade etmektedir.  Sömürge toplumlarda elbette kadınların durumları çok daha ağır bir aşamayı ifade eder. Çünkü, sömürge toplum erkeği en ezilen konumda iken bunun acısını evde, ailede kadından çıkarır. Erkeğe sadece mülk olarak aile kalmıştır. Bu aile üzerinde kendi egemenliğini korumak için her türlü baskıyı kadına yapacaktır. Ailenin kişinin karanlıkta kaybolduğu bir kör düğüm haline geldiği Kürdistan’da PKK kadının koştuğu özgürlük ışığı olmuştur.

PKK’nin ilk grup aşamasından itibaren kadınlar mücadeleye katılmışlardır. İlk örgütlenme gruplarında, ilk kongrede, zindan direnişlerinde ve dağa çıkan ilk gerilla gruplarında olmak üzere, kadınlar devrimin ilk aşamasında her alanda yerlerini almışlardır.  Yani nerede direniş varsa kadınlar orada bizde varız demişlerdir. PKK’nin bir düşünce olarak doğması elbette ki en önemli adımdır. Düşünce doğmadan daha ileri adımlar atılamazdı. Ama henüz bir somut pratikleşmesi olmayan bir düşünceye katılmak büyük bir özgürlük inancı ve iradesi ister. Bugün özgürlük hareketimiz dört parça Kürdistan’da halklaşmış ve ordulaşmış bulunmaktadır.  Elbette ki bu somutlaşma PKK’nin gücünü ifade eder ve insanları çeker. Ama henüz sadece özgürlük sözüyle yola çıkmış bir gruba inanmak büyük bir özgürlük tutkusu gerektirir.

 Sara yoldaş PKK’nin ilk yürüyüşçülerinden olarak Kürt kadının özgürlük tutkusunu ifade etmektedir. Hatta Sara yoldaş Apo’cular ve onların özgürlük arayışlarını duyduğu gibi kendisi onları aramaya koyulmuştur. Yani birilerinin gelip Onu bulmasını örgütlemesini beklememiş kendisi Apocu olmak için yollara koyulmuştur. Bunun için ailesiyle büyük kavgalar vermiştir.  Hareketle buluştuktan sonra PKK’nin halk ve kadınlar içinde ilk örgütlenmesini sağlamak için büyük emek vermiştir. Yakalanıp zindana düştüğünde ise direniş abidesi olmayı başarmış, yaşarken kahramanlaşmıştır. Dağda, toplumun içinde mücadelenin öncüsü olmuş, kadınlarla el ele, çocukların dünyasında her yerde mücadeleyi büyütmeyi bilmiştir. Mücadeleyi ilgilendiren her çalışmayı büyük bir ciddiyetle ele almış, büyük bir heyecanla yürütmüştür. Sara yoldaş ulaştığı özgürlük düzeyiyle kadın hareketimizin özgürlük düzeyini somutlaştırmıştır.

 Kadının özgürlük tutkusunu, kadın nasıl direnmelidir, nasıl kendini ve halkını savunmalıdır, bunları Sara yoldaştan öğrendik. Kadının yoldaşlık ruhu Onunla hepimize yayıldı. Kürdistan özgürlük mücadelesinde kadına dair ne varsa ilk Onunla can buldu. O ilk öncümüz, ilk yol göstericimiz, bu anlamda ilk komutanımızdır. Kürdistan’da komutanlık sadece askeri bir eyleme, savaşa öncülük etmek değildir.  Kürdistan’da yaşama, onura, özgürlüğe dair her şey mücadeleyle, direnişle yaratılmaktadır. Yaşamın her anı bir savaştır. Özgürlük mücadelesinin öncüsü dolayısıyla komutanıdır Sara yoldaş. Ve Sara yoldaş kendi deyimiyle hep kavgayla yaşamıştır. Yaşamı kavgadır. Onun kavgası kadın hareketimizin ulaştığı özgürlük düzeyidir şimdi, yani tek kendi olmaktan çıkmış hepimiz olmuştur O. Kendi özgürlüğünü bize taşımıştır. Eğer bu gün bizler özgürlüğe dair bir şeyler anlamışsak bu, Onun sayesindedir, Onun özgürlüğüdür. Ve onun kavgası bizim kavgamız olarak sürmektedir mücadelemizde.

Dağa çıkan ilk gerilla gruplarında kadınların yer aldığını belirtmiştik. Bunun anlamı, kadın açısından, özgürlük için savaş gerekiyorsa bu savaşta bende varım demektir. Belki gerilla gruplarındaki erkek gücü içinden kadının dağa çıkmasını erken gören, önce gidip dağı tanıyıp öğrenelim sonra kadınlar gelsin diye karşı çıkmak isteyenler olsa da kadınlar ilk gruplarla birlikte gerilla birliklerinde yer almışlardır. Bu ilk adımdan itibaren gerillanın zorluklarında, emeğinde, mevzilenmesinde, başarısında içinde olmak demektir. Gerillanın arkadan geleni, bir eki, parçası değil gerillanın kendisi, rengi öncüsü olmak demektir. Gerilla toplumun öz savunması olarak yola çıkarken kadın hem toplumun hem de kadınların öz savunması olarak en önde yer almaktadır.

Kürdistan gerillasının dünya devrim deneyimlerinden farkı, kadının gerillada kendi rengiyle, öncelikle kadın özgürlüğü için mücadele ediyor olmasıdır.  Kadın özgürleşmeden toplumun hiçbir kesimi özgürleşmez. Bu nedenle Kürdistan özgürlük mücadelesine kadınlar sadece toplumun öz savunması için değil kadın üzerindeki köleliği parçalamak için, özgür kadın hakikatini yaratmak için, yani kadınların öz savunma gücü olarak katılmışlardır. İlk gerilla gruplarında tek tek kadın arkadaşlar yer almışlardır. Bu süreç elbette ki kadın özgürlük mücadelesi için en zor aşamadır. Kadının gerilla olabileceğini hem düşmana, hem öz savunmasını yaptığı toplumuna, hem aynı mevzide savaştığı erkek yoldaşına ve en önemlisi de kendine ispatlama sürecidir. Kadın gerillanın Kürdistan dağlarında verdiği mücadele, kadından asker olmaz, kadın bir orduyu dağıtır anlayışına parçalamış, kadın değil sadece gerilla olur, kadın gerillada öncüdür, biçim verendir, ölçü oturtandır, en keskin savaş verendir anlamlarını yaratmıştır. Bu gün kadın gerilla, öz savunmanın sadece bir parçası değil öncüsü durumuna gelmiştir. Bunu her şeyden önce, elbette ki ilk gerilla gruplarında yer alan kadın yoldaşların büyük bir inançla yürüyüşlerine ve efsanevi direnişlerine borçluyuz. Aslında belki her takımda bir iki kişidirler, ama bir kadın temsili olarak kadın öncülüğüdürler. Kendi dönemlerinin komutanıdırlar. Kendi adlarına değil kadın cinsi adına katılmaktadırlar her çalışmaya. Sağladıkları her başarı tüm kadınların hanesine yazılmaktadır.

Kürt kadınının Özgürlük Direnişi Efsanevi Kadın Komutanlar Yetiştirmiştir.

Özgürlük hareketimiz, ilk şehidimiz olan Bese Anuş’tan, uçurumların direniş çiçeği Beritanlara, fedailik çizgisiyle tanrıçalaşan Zilanlara, kadın ordumuzun komutanlığını üstlenen Dellalere efsanevi kadın kişilikleri yaratmış. Binlerce kahramanın direnişiyle bu gün dünyadaki en örgütlü kadın hareketi durumundadır ve bu direnişiyle başta Ortadoğu olmak üzere dünya kadınlarına ilham olmaktadır. Dünya kadınlarını özgürlük saflarımıza çekmektedir. Sayısız adsız kadın yoldaşımızın emeği ve kahramanlıkları kadın hareketimizin bu gün yenilmez bir güç olarak, kadınların özgürlük savunma gücü haline gelmesini sağlamıştır. Burada tüm kadın şehitlerimizi anlatamayız. Fakat tarihe  ilklere adını yazan bazı yoldaşları örnek olarak verebiliriz.

Hanım Yaverkaya yoldaşımız ilk kadın komutan olarak tarihimizde adı geçer. Hanım Yaverkaya yoldaşıımz mücadelemizin ilk adımlarından itibaren direnişin içindedir. Hilvan direnişinde yer almış ve yakınlarından tutuklamalar olunca önce yurt dışına çıkmış ve kısa bir süre sonra partiye katılmıştır. Ortadoğu sahasında Önderliğin eğitimini gören ilk kadın yoldaşlardan olmuştur. Botan’a ilk geçen gruplarda yerini almış, ilk silahlı propaganda birliklerinde yer almıştır. Botan’da yürüttüğü gerillacılıkta, manga komutanı düzeyinde görev yürütmüştür. Evet bir kadın olarak ilk komutanlık görevini O yapmıştır. Savaşçıları ise hem kadın hem erkek gerillalardır. Kadın olarak dağda gerillada öncülük yapabileceğini ispatlamış ve tüm yoldaşlarına komutanlık yapabilecek düzeyde kendini yetiştirmiştir. Belki bugün bir çok kadın gerilla kadınlara ve erkeklere komutanlık yapmaktadır. Ama feodalizmin kadını güç görmeyen, hep küçük gören erkek anlayışını parçalayıp erkeklere komutanlık yapmak o gün açısından büyük bir adımdır. Kadın kendini, ilk önce erkeğin kaba, güvensiz yaklaşımlarını parçalama temelinde genel gerilla pratiğine aktif katılarak ispatlamıştır. Bugün ilk kadın komutan Hanım Yaverkaya’nın attığı ilk adım, açtığı yol üzerinden yüzlerce kadın komutan yetişmiştir.

 Yine Ozan Mizgin (Gurbet Aydın) kadın komutanlaşmasında efsanevi bir kişiliktir. Hem sanatçı, hem gerilla, hem halkçı bir kişilik. Hangi işe el atsa Mizgin yoldaş başarıyla tamamlamıştır. Yapamayacağı iş yoktur adeta. Özgürlük hareketinin temel örgütlenmelerin oluşmasında katılımıyla belirleyici olmuştur. Bir sanatçı olarak HünerKom ve Koma Berxwedan’ın kurulmasında yer almıştır. Kadınların özgürlük hareketini tanımasında aktif rol oynamış ve Avrupa sahasında kadın örgütlenmesinin ilk kurumlaşması olan YJWK’nin kuruluşunda öncü olarak yer almıştır. Daha sonra Önderlik sahasına gelmiş ve dağlara yönünü dönmüştür. Mizgin yoldaş eyalet komutanlığ yapan ilk kadın yoldaşımız olarak kadın ordulaşmasının öncülerinden olmuştur. halkın içine girdiğinde Onlardan biri olmuş ve gönüllerini fethetmiştir, yanık ve içli sesiyle yurtseverlik duygusunu müziğin diliyle halkın yüreğine ekmiştir.  Mizgin yoldaş da somutlaştığı gibi ilk dönem kadın öncüsü yoldaşların, çok yönlü, çok renkli, büyük inançlı, gözü pek, cesur kişilikleri kadın ordulaşmasının temeli olmuştur. Mizgin arkadaşın duru ve yanık sesi tarihin derinliklerinden gelircesine içten ve bugün hala dinleyenleri etkiliyor, mücadelenin derin anlamını anlatıyor ve  dinleyenleri saflara çekiyor. Komuta tarzı ise kadın komutanlığının cesaretini, yiğitliğini ve inceliklerini ifade ediyor. Serbest Kiçi yoldaşın “Dağlar Konuşsun” kitabı Garzan pratiğini anlattığı gibi Mizgin yoldaşın kişilik ve tarzını en sade bir şekilde anlatıyor. Herkesin okuması gereken bir gerilla anı-tarih kitabıdır.

Diğer bir yiğit kadın komuta duruşu ise Bese (Suna Çiçek) yoldaştır.  91 yılı başlarında, Botan’dan mücadeleye katılan Bese arkadaş aslen Dersim-Pülümürlüdür. Şehit olacağım, ama kanım Dersim’e akmazsa gözlerim açık giderim”  sözleri Onun yurtseverlik ruhunu ve Dersim’e dayatılan katliamdan intikam alma öfkesini yansıtmaktadır.  Bese yoldaş 1991 yılında Mahsum Korkmaz Akademisine geçmiş, buradan da 1992 baharında ülkeye yönelerek Botan’a geçmiştir. 1993 yılı sonlarında Dersim’e geçmek üzere Botan’dan ayrılmış ancak mevsim koşullarından dolayı Amed’de kalmıştır. Burada kadın ordulaşması adına yapılan ilk  eylemlerden olan yol kesme eyleminin örgütleyicisi ve komutanıdır. Bese yoldaş 94 Haziranında Dersimde  karakola yapılan eylemde saldırıda şehit düşmüştür. Eyleme giderken arkadaşlara “Dersimdeki oportünist ruhu kıracağım” demiş ve eylemiyle bunu başarmıştır. Bese yoldaş, 1.YAJK kongresinde “kadın ordulaşmasının savaşta pratik ve taktik kadın komutanlığının temsili” unvanı verilmiştir. Dersim’de ilk kitlesel gösteri Bese arkadaşın cenazesini karşılamada ortaya çıkmıştır. Onun şahadetinden sonra  katılan arkadaşlara rastgele Bese adı verilmemiş duruşuyla hak edenler Onun adını kaldırmıştır.

  Azime (Mihriban Saran) yoldaş, kadın komutanlaşmasının örnek isimlerinden bir diğeridir. 12 Eylül darbesinden sonra ilk gruplarla kırsala çıkmış, oradan Önderlik sahasına geçmiş ve gerillaya yönelen ilk gruplarla ülkeye geçmiştir. Azime yoldaş Botan’da pratiğe katılmış ve Botan’da yetkinleşerek öncüleşen kadın komutanlardan olmuştur. Savaşın içinde kendini yaratmış, askeri olarak büyük bir deneyim kazanmıştır. Özgüç, iradi duruşuyla savaşa hızlı uyum sağlamış, yaratıcı komuta tarzı ile güven kazanmıştır. Otoriter bir kadın komutan olarak herkesi etkilemiş ve kadın komutanlaşmasına karşı olan inançsızlıkları kırmıştır. Savaşta yetkin bir komutan olduğu gibi geriliklere karşı da tavizsiz tavır sahibi olmuştur. Komuta otoritesiyle herkes üzerinde ağırlığı olduğu gibi espirili rahat kişiliğiyle yoldaşlarının parçası olan bir kadın komutanlaşması, kadın gerilla rengidir. Sehit düştüğünde Garısa bölgesinin komutanıdır. Şahadeti denetimindeki kadın erkek herkesi derinden etkilemiş öncülüğünün boşluğu herkes tarafından hissedilmiş güçlü bir komuta kişiliğidir.

İlk dönem kadın gerillaları, belki o zaman her biri bir alanda tek başına mücadele ediyor olsalar da o günden bu günleri hayal etmiş olmalılar. Kadınların binlerce çoğalarak gerillalaşacağını, kendi kendilerini yönetip, kendi öz güçleriyle eylem yapacaklarını, tüm kadınları savunma gücünü açığa çıkaracaklarını, tüm kadınlara umut olacaklarını düşünmüş olmalılar. Onlar kadın komutanlığının renginin farkını yaratanlardır. Bizler açısından ise yaşamımızın her anında öncüdürler, yolumuzu aydınlatan ışıktırlar izlerinden yürüdüğümüz, zor anlarda güç verendirler. Onlar gibi mücadele etmek, keskin savaşçı olmak, yoldaşlık ilkelerini yaşamımızda somutlaştırmak özgürlük yürüyüşümüzün amacıdır. Öyle ki Onlardan bahsederken adeta kudretlerini yanımda hissederiz.

Birde gerillaya gelmeden topluma öncülük eden, eylemleriyle toplum haklarını savunan ve kazananlar, özgürlüğü ateşten eylemleriyle yaratanlar var tarihimizde. Zekiye Alkan Amed Surlarında, Rahşan Demirel İzmir Kadifekalede, Ronahi ve Berivan yoldaşlar ise Almanya’da Kürt özgürlük hareketinin yükselişine dayatılan faşizme karşı bedenleriyle özgürlük ateşini yükselten yoldaşlardır. Önderlik Zekiye ve Rahşan yoldaşlar için dönemin komuta kişilikleri olduklarını söylemiştir. Belki dağda gerillacılık yapmamışlar fakat topluma yurtseverliğin gerektirdiği görevleri anlatan,  halkı örgütleyen ve ayağa kaldıran, eylemleriyle dönemlerinin komutanı kişiliklerdir. Yine Önderliğimiz Ronahi ve Berivan yoldaşlar için özgürlük kolay olsaydı Ronahi ve Berivan bedenlerini yakmazdı belirlemesini yapmıştır. Onlar karanlıklarla boğulmak istenen  özgürlüğü bedenlerinin ateşiyle aydınlatma cesareti gösteren dönemin öncüleridirler. Onların direnişi bu gün yurtsever halkımızın direnişine hala öncülük etmektedir. Kadının fedailik çizgisi bu yoldaşlarla başlamış, Zilanlardan, Doğa, Güven, Tekoşinlere kadar bir gelenek halini almıştır.

Tanrıça Star’dan YJA Star’a Kadın Toplumu Savunuyor -4-

Emine Erciyes

Kadın Ordulaşması Kadının Cins Olarak Güç Haline Gelmesidir

Tek tek kadınlar kendilerini güç olarak ispatlayabilir, komutanlaşa da bilir. Ama cins olarak güç olmak, cins olarak öz savunma, meşru savunma gücü haline gelmek, kendi ayakların üzerine durmak daha zor bir adımdır. Kadının genel içinde kendini ispatlaması ilk adımdı, ama en zoru kendine kendini ispatlamasıdır. Güçlü kadınlar olsa da bu tüm kadınların güçlü olduğu anlamını yaratmaz çünkü. Ayrıca cins bilinci olmazsa güçlenen kadının erkeğe benzeşmesi riski vardır. Güç erkekle özdeşleşmiştir egemen zihniyet bakış açısında, bu yüzden güçlenmek erkeğe benzeşmek olur kadın içinde, cinsini güçlendirmek olmaz. Güçlenen her kadının kadın cinsini güçlendirmesi ancak cins bütünlüğü, cins sevgisi ve cinsinin kurtuluşuna inançla olur. Kadın ordulaşması aşamasına gelindiğinde yaşanan çelişki budur. Kadınlar cins olarak kendi ayakları üzerinde durabilecekler mi. Dağlarda tek başlarına kendi yollarını bulabilecekler mi, kendi kalacakları yerleri kendi emekleriyle kurabilecekler mi, düşmandan kendilerini savunabilecekler ve düşmana karşı kendi başlarına eylem yapabilecekler mi. En önemlisi kadınlar olarak birlikte yaşayabilecekler mi. Erkeğin gölgesinden çıkmak ve kendi emeğinin ışığıyla kendine güveni inşa etmenin dönemidir kadın ordulaşmasının ilk süreçleri. Kadının kendi gücünü yapabileceklerini görmesi böylece cinsine güvenmesi ve cins sevgisini örmesi sürecidir. Kaygılı, kendine güvenmeyen duruşlar olsa da, kadın gerillaların hepsi coşkuyla karşılamıştır ordulaşma kararını.  Sozdar Xalila yoldaş Cudi’de ve Bese (Suna Çiçek) yoldaş Amed’de kadın ordulaşmasının ilk eylemlerini de yaparak artık kadının, sadece kendi başına dağda yaşama, kendini örgütleme, eğitme yürütme gücü değil düşmana karşı eylem gücü olduğunu ispatlamışlardır.

Kadın ordulaşması Beritanlaşma demektir kadın gerilla için. Beritan (Gülnaz Karataş) gerillalaşmış kadın olarak, direniş sembolümüz olmuştur. Beritan yoldaş, Kürt kadınlarının, tarih boyunca haine işbirlikçiye karşı direnen, yeri geldiğinde kendini uçurumlardan atan cesur duruşunun kadın gerilla da tekrar can bulmasıdır.  Kadının savaşabileceğinin, düşmana amansız vurabileceğinin, teslimiyete inat kendini uçurumlardan atarak, kadının inanç ve özgürlük keskinliğinin ifadesi olmuştur. Artık Beritan kadın gerillalaşmasının zirveleşmesidir. Beritan yoldaş, kadın öz savunması açısından bir dönüm noktasıdır, kadının ordulaşabilecek kadar güçlendiğinin ifadesidir. Beritan’ın uçurumlarda çiçeklenen direnişi kadına da erkeğe de kadının nasıl bir savaş gücü olduğunun göstergesi olmuştur. Beritan savaşın özgürleştirdiğini, özgürlüğün güzellik yarattığını ve ancak güzelleşenin sevgiyi hak ettiğini ispatlamıştır. Artık kadın gerillalar için Beritan ölçüdür. Beritan özgürlük onurudur. Beritanca savaşmak kadın ordu gücüdür. 

Beritan kadının direniş gücünü gösterirken Zilan (Zeynep Kınacı) kadın ordulaşmasının ulaştığı savaş taktik yetkinliği ifade ediyor. Zilan yoldaş, 6 Mayıs 1996’da Önderliğimize karşı gerçekleştirilen komploya karşı kadının düşmana aman vermeyen eylemi ile cevabı olmuştur. Özgürlüğü yok etmek isteyen düşmanın beyninde patlayarak düşmanı yok etmektir Zilan. Zilan yoldaşı sadece bir eylem kişiliği olarak ele almak çok yetersiz olur. O her şeyden önce özgürlüğü anlama ve kavrama düzeyidir. Özgürlüğün aydınığını, sıcaklığını, güzelliğini hissetmiştir. Özgürlüğe, özgürlük öncüsü Önder Apoya yönelen komplocu saldırılara karşı bir özgürlük duruşudur. Zilan yoldaş tanrıçanın karanlıklarda kaybolan sesinin tekrar gün yüzüne çıkmasıdır. Tanrıça en zor anda en olmazı başararak toplumunu koruyansa Zilan yoldaş, Kürt toplumu için bunu başarmıştır. Özgürlüğü ruhunda yakaladığı için toplumla bütünleşmiştir.

Zilan çizgisinde somutlaşan kadın özgürlük düzeyi karşısında, Önder Apo, Kadın Kurtuluş İdeolojisini geliştirerek Zilan yoldaş şahsında tüm kadınlara cevap vermiştir. Bunun tarihsel anlamı ise Zilan yoldaşın kişiliğiyle bağlantılıdır, Zilan yoldaş kadın kurtuluş ideolojisinin somutlaştığı kişilik çünkü.

Kadın kurtuluş ilkelerine kısaca değinirsek; birinci ilke yurtseverlik; Zilan Kürt kadının tarihsel özünde somutlaşan yurtseverliğin PKK militanlık ölçülerinde somutlaşmasıdır. Ülkesini savunan Kürt kadınının Önderliğine, halkına karşı saldıralara karşı tavrının keskinliği, eylem tarzının vurucu keskinliğidir. Soykırımın dayatıldığı Kürdistan’da yurtseverlik ancak halkının haklarını savunacak mücadeleyi yükseltmekle olur. Buda gerillalaşıp dağa çıkmaktır, eylemleşip düşmanın başında patlamaktır, komutanlaşıp halkına öncülük yapmaktır. İkinci ilke irade; Zilan özgürlüğe yürüyen kadın iradesinin neler yapabileceğinin ifadesidir. Zilan yoldaş özgür kadının özgür iradesidir. Eylemin gerekliliğini kendisi düşünmüş ve karar vermiştir. Tarihsel bir kişilik olması kendi iradesiyle dönemin gerektirdiği duruşu yaratması nedeniyledir. Üçüncüsü mücadele; Zilan kadın mücadelesinin nasıl eylemselleşebileceğinin ifadesidir. Mücadele olmadan özgür iradeyi yaratamaz ve özgür ülkeyi halkı geliştiremeyeceğinin bilinciyle yola çıkmıştır. Zilan yoldaş, eylemini  en ince ayrıntısına kadar kendi planlayıp, hazırlayıp en ufak bir hata yapmadan başarıyla gerçekleştirmiştir. Dördüncüsü  örgütlülük;  Zilan yoldaş eylemini örgütleyip başarıyla tamamlamada bu örgütlülüğü gösterdiği gibi arkasında yüzlerce kadını ve Kürdistan toplumu örgütlülüğe çekmiştir. Zilan kişiliği toplumun etrafında örgütlendiği kişilik olmuştur. Örgütlü olmayan toplum ne kadar dirense de özgürleşemez, bu gerçeği tüm Kürdistan halkına göstermiştir. Beşinci ilke ise güzellik ilkesidir. Yaşama dayatılan çirkinlikleri, karanlıkları yok ederek güzele yol açma eylemidir Zilan yoldaşın eylemi.  Zilan yoldaş, eylemiyle anlamlı bir yaşamın nasıl yaratılacağının ifadesi olmuştur. Zilan özgürlük ölçüsü olmuş bu anlamda da güzel yaşamın anlamlı yaşamın somutlaştığı kişilik olmuştur. Zilan yoldaş şahsında kadının özgürlüğü savunma mücadelesi kadın kimliğinde somutlaşmıştır.

Kürdistan özgürlük mücadelesinde her kadın militan bir renk katmıştır özgürlüğe. Yüzlerce özgürlük şehidi her biri özgürlüğün inşasında büyük emekler vermişler, özgürlüğün somutlaşmasında birer renk olmuşlardır.  Adlarını sayamayacağımız yüzlerce kahraman yaratmıştır özgürlük mücadelemiz. Onlar birer kişi olmaktan öte mücadelenin hakikatiyle, kadın yoldaşlık ruhu olarak bir bütünlüktürler. Kadın özgürlük ruhunun, kadın özgürlük tutkusunun ifadesidirler. Hepsi her an mücadelemizle yaşamakta ve kavgamız büyüdükçe daha da yaşam bulmaktalar. Bizler için en zoru Onları sözlere dökmektir. Söze sığmaz kadın gerillada yaşanan cesaret, özgürlük, yoldaşlık, ülke, halk sevgisi. Şunu diyebilirim, gerilla savaşıyla cesaret, irade, kahramanlık gibi kavramlar yeniden anlama kavuştu. Anlamları büyüdü ve derinleşti. Özgürlük kadında somutlaştı, ışığı yaşamın her yanına renk kazandırdı. Özgürük tutkusu, umudu büyüdü, Kürdistan’dan tüm Ortadoğu’ya ve dünyaya yayıldı.

Tanrıça Star’dan YJA Star’a Kadın Toplumu Savunuyor -5-

Emine Erciyes

Kürt Kadının Direnişi  YJA Star’la Kadın Özgürlüğünü Savunma Örgütlülüğü Olarak Evrenselleşmiştir

Ordu demek ezip geçen, sömürüyü silah zoruyla yürüten egemen devlet kurumu demektir. İktidarın ve devletin en temel kurumudur, bu nedenle asla kadına ordularda yer yoktur. Kadın ilk ezilen cins, sınıf, toplumsal kesim olarak her zaman egemenliğe karşıt kutupta olmuştur. İktidar kurumlarından uzak tutulması iktidarın bir kuralıdır. Toplumlar, sömürgeci ordulara karşı tarih boyunca hep kendilerini savunmak için arayışlarda bulunmuşlardır. Egemenliğin kaynağı askeri şiddet ise halkların değerlerine zorla el koymaya dayanır. Bu nedenle, devlet zihniyetinin bir parçası olan ordularla sömürü ve devleti yıkıp, kendi devletini kurma zihniyetiyle yola çıkan güçler sonuçta yeni bir egemen kuruma yol açmışlardır. PKK’nin bu noktadaki farkı özgürlük mücadelesini meşru savunma ilkesi üzerine savunma güçleri olarak örgütlenmesidir. Savunma gücünün en büyük farkı ise kadının savunma güçleri içinde yer almasıdır. Sistem karşıtı duruşuyla kadınlar her zaman özgürlük eğiliminde olmuştur. Kadının ordulaşması, halkların ve kadınların öz savunma, meşru savunma stratejisi temelinde örgütlenerek, sömürge ordu anlayışına karşı alternatif savunma gücü oluşturmasının temelidir. Kadın ordulaşmasının ilk görevi kadın özgürlüğünün meşru savunma gücü olmasıdır. Yine kadının savunma güçlerine katılması egemenlik zihniyetinin mücadeleye yansıma potansiyeli olan erkek egemenliğine karşı erkeği özgürlük, eşitlik çizgisine çekme gücüdür. Kadının gerilla saflarında olması, gerillanın öz savunma gücü olarak her zaman halklar, ezilenler ve kadınların özgürlük çizgisinin gerektirdiği doğrultuda strateji ve taktik yürütmesinin temel dinamiği olmasıdır.

Kadın meşru savunma örgütlülüğünün ilk modeli YAJK (Yekiniyen Azadiya Jinên Kurdistan) olarak 1995’te sistemli örgütlülüğe ulaşmıştır. Kadınların Kürdistanda ilk defa kendi kendini yürütmesi, sevk idare etmesi, kendi hakkındaki tüm kararları kendisinin alması örgütlülüğüdür. Bunu kendi YAJK karargahı yürütüp denetleyecek, kadının kendi iradesiyle seçtiği askeri merkezi yönetim ise alanlarda uygulayacaktır. YAJK artık kadının kendi ayakları üzerinde durma gücüne ulaştığını gösteren örgütlü kimliğidir.1999 yılında komplo süreci olmasına rağmen Önderliğimiz kadının partileşmesi perspektifini vermiştir. Partileşme hem kadın özgürlüğüne atılan ileri bir adım, hem de kadının özgürlüğü garanti gücü olarak daha iradi ve güçlü örgütlenmesi demektir. 

2004’te ise özgürlük hareketinin ulaştığı gelişim ve özgürlük düzeyi KCK ve kadın hareketi olarak da KJK olarak sistemsel örgütlenme düzeyine ulaşmıştır. Buna paralel olarak, kadın meşru savunma gücü de kendini YJA Star olarak yeniden yapılandırarak örgütlemiştir. YJA Star; “Yekiniyen Jinên Azad-Star”  olarak açımlanmaktadır. Bu gün YJA Star, başta Kürt kadınları olmak üzere tüm kadınların öz savunması olma iddiasıyla mevzilenmesini büyütmüştür. Mezepotamya’da insanlığa öncülük eden toplumu örgütleyen ve savunan tanrıça Star’ı bu temelde kendi adında olduğu gibi mücadele ve hedeflediği özgür toplum çizgisinde de güncelleştirmektedir.   Tarihsel olarak Tanrıça Star’dan bu yana direnen kadınların mirası üzerinden yükselmekte ve onlardan güç almaktadır. “Özgür kadın özgür ülke olmadan olmaz” anlayışıyla Kürdistan halkının özgürlük mücadelesinde kadın öncü düzeyde savaşa katılmaktadır. Erkek egemenliği tarafından zulüm gören, şiddete uğrayan kadınları özgürleştirme ve kadınların özgür yaşadığı bir toplumu inşa etme temelinde sağlam adımlarla ilerlemektedir. YJA Star, kadınları savunma birlikleri olarak, özgürlük arayan tüm kadınlara ulaşma ve  tüm kadınlarla buluşma iddiasındadır.

Bugün YJA Star saflarına Ortadoğu ve dünyanın birçok ülkesinden farklı halklardan kadınlar katılmaktalar. Yoğunlaşan dünya krizi ve 3. Dünya savaşı koşulları dünyanın her yerinde faşizmin tırmanması kadın üzerindeki baskı ve sömürünün artması olarak somutlaşıyor. Her zamanki gibi savaşlarda en büyük acıyı kadınlar çekiyor, en büyük bedeli kadınlar ödüyor. Bu noktada içinde bulunduğumuz dönemde her zamankinden daha bariz olarak tüm kadınlar öz savunmanın gerekliğini yürekten hissediyor. Kadınların YJA Star saflarına katılması bunun somut ifadesidir. YJA Star’da somutlaşan kadınları savunma gücünün tüm dünya kadınlarını etkilediğini ve kendine çektiğini göstermektedir. Kadın özgürlük gerillası ve savaşçıları, klasik sömürge ordularını yerle bir eden özgürlük ordulaşmasına ulaştı. Kadınlara ve topluma nerede saldırı varsa orada toplumu ve kadınları koruma gücü olma iddiasındadır. Bu gün kadın meşru savunması dört parça Kürdistan’da örgütlülüğe kavuşmuş durumda. Kürdistan dağlarına kadının çıkmaya cesaret etmesi arkasından gelişen kadın direnişi ve yarattığı özgür kadın duruşları, dört parça Kürdistan’daki kadına örgütlenme, kendini savunma cesareti vermiştir.

 Saralarla başlayan kadın direnişi, Delal, Nalin, Çiçek Kiçi, Berçem Cilo, Aze, Gülnaz, Arjin Garzan, Armanç, Medya Mava gibi büyük komutanların öncülüğünde bu günlere ulaşmıştır. Onların öncülükleri kadın ordulaşmamızın birikimini ifade etmektedir. Kadın ordumuzun komutanı olan bu yoldaşların duruş ve emeği kadın gücümüze örnek olmuş ve bugün kadın yapımızın katılım ölçüsü olmuşlardır. Onların öncülükleri sayesinde YJA Star olarak kadın gücümüzde kendine güven, yaşamda ve savaşta öncülük gücü açığa çıkarmıştır. Ordu komutanın takipçisidir, komutanın duruşu nasılsa ordu da öyle yürür, komutan ne kadar cesursa ordu da o cesaretle savaşır. Bu yoldaşlarımız yılmaz dirençleri, mücadele azimleri, düşmana karşı keskin duruşları ve özgürlük tutkularıyla kadın ordulaşmamızın temel ilkelerini kendilerinde somutlaştırmış yoldaşlardır. Bu gün YJA Star olarak, yoldaşlık bağlılığından aldığımız maneviyat, düşmana darbeler vuran eylemsel gücümüz, özgürlüğün sembolü olan örgütlülüğümüz bu yoldaşların sayesindedir. Onlardan öğrendiklerimizi sürdürmekteyiz. Onlar sayesinde ayaklarımız yere daha sağlam basmakta, pratikte güçlü yürümekteyiz. Bu gün YJA Star gücü olarak, kadın savunma gücü olarak bulunduğumuz her alanda öncülük misyonumuz var.  Bu öncelikle kadın renginde mücadeleyi ve savaşı yükseltme görevidir. Yine genel içinde partileşmede netlik ve cins mücadelesi, askeri boyutta disiplin, pratik öncülük misyonunu üstlenmektir.

 Yoldaşlarımızdan öğrendiklerimiz güç kaynağımız, ama hala Onlardan öğreneceğimiz çok şey var. Onlar çizgisinde mücadele etmek için kat etmemiz gereken çok yol var.  Yönümüz şehitlerimizin aydınlık yoluna dönük.  Şehitlerimiz temel güç kaynağımızdır. Maneviyatımızı onlarla büyütür, kişiliklerini savaş tarzlarını örnek alır ve onları kendimizle yaşatırız. Biz mücadeleye devam ettikçe onların yolunu sürdürmüş oluruz. Şehitlerin ölümsüzlüğü mücadelemizin büyümesi ve zafere yürümesindedir. Bu noktada ismini sayamadığımız binlerce adsız kahramana Kürdistan coğrafyası tanık oldu. Her biri özgürlük gökyüzünde parlayan birer yıldızdır. Belki birçok şehit arkadaşı birebir tüm arkadaşlar tanımazlar. Esas olan birebir tanımak değil ruhunda Onların ışığını hissedebilmektir şehitlerimizi anlamak. Tanıdıklarımız ise bizim şanslı yanımızdır. Birebir tanımış ve onlardan alınacak öğrenilecek şeylere somut tanık olmuşuzdur.

 PKK hakikati, inanç, irade ve emek ilkeleri üzerine zafere kilitlenme temelinde örülmüştür. İnanç iradeyi güçlendirir, emek inanılanı hakikate çevirir. İnanç ve iradenin emeğe dökülmesi ile Önderliğimizin deyimiyle iğne ile kuyu kazarcasına, kuru ağacı yeşertircesine PKK pratikleşmiş ve bu günlere kadar gelmiş, zafere yürümektedir. Önderliğin dediği gibi her ot kendi kökleri üzerinde yeşerir. Kendi kökleri üzerinde yeşermek aslını korumaktır.  Köklerimizi bilmek biz militanlar için her şeyden önemlidir. Nereden geldiğini bilmek, hem elindeki değerlerin nasıl yaratıldığını ve kıymetini bilmektir hem de tarihimizin nasıl bir direnişle yaratıldığını bilerek bugün neler yapabileceğini bilmektir. PKK’nin direngen tarihi bugünkü militan güç olarak bizlere görkemli PKK direnişini zafere taşırma gücünü vermektedir. Özgürlük mücadelesinin ulaştığı düzey yarattığı özgür kadın duruşları açısından söylenecek çok şey var. Her günü bir romana konu olacak direnişle, kahramanlıkla dolu bir mücadele tarihini anlatmak için bu satırlar elbette çok sınırlı. Hele ki gerillayı gerilla yapan her bir ana sığan duygu yoğunluğu bu satırlara asla sığmaz.  Ordulaşmanın öncüsü olan birkaç yoldaşa değinmeden geçemeyeceğim. Sanırım Onlara dair vereceğim örnek gerillanın kadın rengini biraz olsun dile getirecektir.

 Rojin Gevda yoldaş Faraşin yaylalarının sade yaşam ortamından özgürlük saflarına katılmış, tanıdığım en doğal, en içten insanlarından biri. Gerillacılığı ruhunun her hücresiyle yaşamış, defalarca ölümlerden dönmüş, tecrübeli bir komutandı. Kadın ordulaşmasının tarihinden bir renk, hep heyecan dolu, sevgi dolu insan canlısı bir yoldaştı. Çarçellaya ilk gittiğinide gördüğü güzelliğe hayranlığını dile getirişi hala gözlerimin önünde. Sevdiği her şeyi candan, katıksız, kaygısız severdi. Bu dağlarda bizlere öğrettikleri asla sözlere sığdıramayız. Onu tanımış olmayı, Onunla dünya güzeli Zagrosların yoldaşlığını paylaşmış olmayı büyük şans olarak görüyorum. Ona dair söyenecek çok şey olsa da sadece duyduğum bir şeyi anlatmak istiyorum. Rojin yoldaş kadın rengi olduğu için mor rengini çok çok severdi. Mezarına renk renk çiçekler ekilmiş. Ama duyduğum kadarıyla mezarında yalnız mor çiçekler açmış. 2012 yılında şehit düştü, Rojin yoldaş. Yani altı yıl olmuş. Ben ise Onun bir an bile benden uzaklaştığını hissetmedim, yokluğunu hissetmedim bunca yılda. Öylesine ki candandı ve hala bizimle.

Delal Amed yoldaşı henüz genç bir komutan iken ’97 yılında tanıdım. Kadın ordulaşmasıyla büyüyüp, yetişip kadın ordumuzun komutanı oldu. Mücadele hayatının çoğu Kuzey dağlarında gerillacılıkla geçti. Amed sahasından Önderlik sahasına gelmişti. Daha sonra Dersim ve en sonda Botan sahasına gitmişti. Kuzeyde olmadığı zamanlarda ise Hezên Taybet çalışmalarında kaldı, Kürdistan’a saldırıların en fazla yöneldiği 2011’den 2016’ya kadar Merkez Karargah komutanlığını yürüttü. Yani hep ön saflarda yer almış ve ağır sorumlulukları omuzlamış bir yoldaşımızdır. Ona dair kısa bir anımı paylaşmak istiyorum.  En son Botan yoluna çıkarken hatır istemek için bir araya geldik. Gerillada hiç katlanamadığımız ayrılıklar! Ayrılıklara alışamasak da ayrılmayız aslında, mekan ve zaman hiçbir zaman bizi ayırmaz. Delal yoldaşın tekrar uzak yollar vardı önünde, yıllara varacak ayrılık. Ve ne olacağının belirsizliği elbette. Ben biraz duygusalca sarıldım Ona. O ise büyük bir soğukkanlılıkla beni uyardı. Gerillaya böyle duygusal değil zafer sevinçli uğurlamalar yakışır diye. Kadın gerillasında somutlaşan yiğitliği bu ayrılık anısından daha iyi ne ifade edebilir ki.

Nalin Muş yoldaş en sade kadın yoldaşlığını kendi kişiliğinde yaratmış yoldaşlardan biriydi. Uzun yıllar Kuzey sahalarında gerillacılık yapmış, gerilla militan şekillenmesini burada kazanmıştı. Sade olduğu kadar, espirili, espirili olduğu kadar her işinde ciddi. Doğal ve mütevazi yanıyla yapısının içinde, yapının dünyasına girmeyi başarmış bir komutandı. Aynı zamanda savaş tecrübesiyle taktik konusuna öncülük eden bir komuta gücüydü. Nalin yoldaş nerede olura olsun kendisini her şeyden sorumlu gören bir devrimci sorumluluk anlayışına sahipti. Toplumsal çalışmalarda kaldığı süreçte dahi hep askeri çalışmalarla ilgili olmuş ve görüş belirtmiştir. Askeri komutan olduğu kadar halkın gönlünde yer tutmayı bilmiştir. Nalin yoldaş, çok genç yaşlarda katılmış mücadele içinde büyümüştü, bu yönüyle kişiliğini PKK ortamında oluşturmuş bir yoldaşımızdı. Kendi kişiliğini PKK militan ölçüleriyle bütünleştirmişti.  O’na bakınca işte bir PKK kadın militanı böyle olur denilmeyi hak eden kişiliklerdendi.

Bıkmadan yorulmadan yirmi, yirmi beş yıl savaşmak büyük bir inançtan, özgürlük aşkından başka ne olabilir. Ben bu yoldaşların mücadelelerini kanının son damlasına kadar mücadele etmek olarak tanımlıyorum. Kanının son damlasına kadar savaşmak sadece mevzide son anda verilen savaş değildir. Bir ömür bıkmadan, yorulmadan, yılmadan, kırılmadan savaşmaktır. Bu da özgürlük aşkı ve inancının ifadesidir. Bu iradenin aşamayacağı hiçbir engel, kazanamayacağı zafer yoktur. Kürdistan gerillacılığı acılardan zorluklardan süzülen mutlu bir aşktır. Aşkları aşk yapan uğrunda çekilen zorluk ve acılardır. Özellikle Ortadoğu’da aşkın kuralı böyledir. Acıdır, kavuşamamadır. Ama gerilla Ortadoğu aşklarının acı kaderini değiştirip mutluluğu örmenin gücüdür. Gerilla ve özgürlük arasındaki aşk tüm acılara rağmen mutludur, çünkü gerilla adım adım özgürlükle buluşmakta, içinde yaşamaktadır. Kadının kaderini değiştirip özgür toplumu kurmaktadır. Kadın gerilla en fazla yüce duygularla mücadele azmi yaratan bir güç. Gerillacılık duyguların en yalın, en net samimi yaşandığı yer. Gerillayı anlamak önce duygularını anlamaktan geçer kuşkusuz. Gerillayı anlamak tanımak isteyen herkes için gerillada somutlaşan özgürlük aşkını anlamak gerektiğini belirtmek istiyorum.

Sonuç olarak şunu belirtmek istiyorum; kadın kendini savunmadan toplumsal, siyasi, kültürel, hatta aile olmak üzere hiçbir alanda varlığını ve iradesini sağlayamaz. Erkek egemenliğinin egemen uygarlık boyunca devletleşerek tırmanması, ardından kapitalist çağda ise faşizmle zirveleştiği bir aşamadayız. Egemenliğin kimlikleri yok edercesine saldırdığı bir süreçte varlığını sağlamak, sürdürmek önce kendini savunma gücünü oluşturmayı şart kılmaktadır. Bu kadın adına hareket eden tüm kurum ve oluşumlar için böyledir. Yoksa, savunması olmayan kazanımlar kumdan kaleler gibi yıkılır. Kadın adına birlik öncelikle öz savunma ekseninde olmak durumundadır. Bu noktada, kadın öz savunmasının tarihi, tarzı, stratejisi yönünde birikimi iyi anlaşılması ve olması gereken yeni tarz için bilimsel yaklaşım oluşturulması gerekiyor. Bugün Kürdistan’da direnişi ile dünyayı etkileyen kadın gerillanın mücadele amacını, tarzını, kimliğini bilimsel temelde tanımlamak, tecrübesini tüm kadınlara anlatmak elbette ki kadın direnişinin geleceği açısından önemli bir görevdir.

Emine Erciyes