ÖNDERLİKLE ÖZGÜR YAŞAM DOĞRU ANLAMAK VE UYGULAMAKTIR

Önderliğimizin 70. doğum gününe, Önderlik adına gelişen büyük bir direniş hamlesi ile giriyoruz. Bir Önderin doğum günü; bir halkın doğum günüyse, kadınların doğuşuysa, direniş ve mücadeleyle karşılama en anlamlı cevap olabilir. Leyla Güven’in Önderliğin tecrit koşulları karşısında özeleştiri ile başlattığı bu direniş ve ifadeleri büyük bir anlam taşıyor.

Bir Kürt kadının dilinden dökülen ve büyük felsefik, ideolojik anlam taşıyan sözleri bir Önderin halklaşma, topluma mal olma düzeyini çok iyi ifade ediyor. Böylesi bir sahiplenme tarihte hiçbir önder için gelişmemiştir. Hiçbir halk kendi varlığını ve iradesini bu kadar bir önderde görmemiştir. Ve hiçbir önder kendini bu kadar bir halka adayarak, onların varlığıyla böyle bütünleşmemiştir. Bu yüzden Önderliğimiz adına direnişimiz, topyekun bir direniştir.

Önderlik doğum gününü Kürtler ve kadınlar için, yeni doğuş ve kendini yaratma günlerine vesile yapmak istedi. Kendi doğuşunu da üç aşamada tanımladı;‘anadan doğuş’ dedi birincisine, diğeri ‘mücadele ile doğuş’ yani Kürdistan halkı adına mücadeleye girme ile gelişen doğuş ve üçüncü doğuş yeni paradigmayla tüm insanlığa malolan bir doğuş. Kendini sürekli yeniden yaratan bir Önderliğin militanları olarak biz, doğuşa, varlığa ve yaşama nasıl bir anlam biçiyoruz, bu önemlidir.

Zamana kendini yaratarak ve oluşturarak bir şeyler katanlar, her an doğanlardır. Her anı yeni yaratım ve doğuşlarla oluşturanlardır. Çünkü yaşam; sürekli doğuş, yenilenme, yapma, oluşma, karar alıp uygulama ve bunlara göre yeniden varolma anlarıdır. Böyle bakıldığında her an, doğuş anı olabilir. O zaman Önderliğin zamanla sınırlı olmadığını anlıyoruz. Kendisini zamanın sınırlarından, bizim anladığımız şekilde zaman algısından kurtarmış, yaşamı farklı tanımlayan bir Önderlikten bahsediyoruz. Kendi doğuşunu ve yaşamını fiziki bir varoluştan kurtaran Önderliğimizin bizlere anlatmak ve öğretmek istediği de, bu doğuşları nasıl yaratacağımızdır.

Belki de bu 4 Nisan Önderliğin doğum günü olarak kutlanırken, kendi yeniden doğuşumuza ve özgürleşme yolunda adımlarımıza da yeniden bir vesile olabilir. Önderliğin doğum günü dolayısıyla bu günü; doğuşlara, yaratımlara anlam verme, Önderliğin ikinci ve üçüncü doğuşu kendisi açısından nasıl gerçekleştirdiğini öğrenme ve onun yolunda yürüyen militanlar olarak bu süreçleri kendimize örnek alma günü yapmak gerekir. 4 Nisan Önderlikle aramızdaki mesafeleri kapatma, onu daha iyi anlama, felsefesini, ideolojisini, yarattığı örgüt gerçeğini daha iyi kavrama ve bu temelde güçlü bir çıkışın karar günü olabilir. Çünkü biliyoruz ki,en uzun yollar ve ağır işler bile cesur bir adımlabaşlar. Adımları atma kararlılığı ve iddiası yola girmenin başlangıcıdır. Yol, bizi amaçlarımıza taşıyan bir süreçtir. Yol, anlamın yaratıldığı, bilincin oluştuğu bir mücadele mekanı ve zamanıdır. Yolumuz özgürlük yolu ise; menzilimiz özgürlükse ve özgürlüğü Önderlik temsil ediyorsa, bakacağımız ve örnek alacağımız O’nun kendisidir.

Halil Cibran bir şiirinde diyor ki;

“Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat, arkana bakma...

kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de...

Unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez.

Yolcuya bakıp, yolunu tanıma.

Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver.

Vahim olan, yolun yolcusuz olması değil;

asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır.

Yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal.....

“en doğru yol: en dikensiz yoldur” diyenler seni aldatıyorlar.

Onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır.

Aldırma....

Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir.

Dikenine katlanmaktan söz edenler, aşıkmış gibi davrananlardır.

Gerçek aşık olanlarsa, dikenini de sever”

Doğuşların hep sancılı olduğu söylenir. Doğumlara kutlama havasında yaklaşılırken, sancılarından kaçınmak pek anlamlı değildir. Önderliğimizin bize belirlediği bir menzil var. Ulaşılması gereken bir hedef. Mücadeleyle, zorluklarla savaşarak, güzelliklerinin farkına vararak yaratılacak bir hedef. Bu hedefin adı özgürlük. İnsanın doğasından gelen ama elinden alınan, kazanmak için mücadele etmemiz gereken temel amacımız.

Önderlik bunu daha çocukken hissediyor. İçine doğduğu toplumu, aileyi, okulu, mevcut realiteyi sürekli sorguluyor. Çocuk duygusuyla bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyor. Önemli olan bu hislerinin peşini bırakmaması ve sürekli bir arayış içinde olmasıdır. İşte, Önderliği farklı kılan ve yeni doğuşlar yaşamasını sağlayan bu özelliğidir. Önderliği özgür bir kişilik yapan da, bu gerçeğidir. Özgürlüğü soyut ele alıyoruz. Önderliği de öyle aslında. Bir insanın kendini sorgulama, çözümleme, kavga ve çelişkilerle yaratma sürecini iyi anlamazsak; Önderliği ilahi bir güç ve herkesten farklı yetenekleri olan olağanüstü bir varlık olarak ele alırız. İlahi olan zaten farklıdır, ‘kimse onun gibi olamaz’ deriz.İşte bu, Önderliği soyutlaştırmaktır. Elbette ki, Önderliği olağanüstü yapan şeyler vardır. Ama bunlar doğuştan bir durum değil, mücadele ile yaratılan ve emekle kazanılan özelliklerdir. Önderlik yoksul bir ailenin, normal koşullarda yetişmiş, eğitim almış ve o toplumsallık içinde büyümüş bir bireyidir. Farkı ise; yaşadıklarını ele alış biçimi ve verili olanı sürekli eleştirip onun yerine kendi toplumsallığını yaratma çabasıdır. Yani bir çocuk olarak, hayallerini ve en temiz istemlerini gerçekleştirme çabasıdır. Sistemin, geleneksel toplumun –ki buna aile de dahil- sunduklarına, hep kuşku ile yaklaşmıştır.

Bizler de çocukken benzer çelişkileri yaşamışızdır. Ailemizi beğenmemiş, sevgilerini yeterli bulmamış, daha iyi koşullarda yaşamak istemişizdir. Ama aile, toplum, sistem bizi tembihlerle, baskılarla veya başka yöntemlerle eğitmiş ve biz bir süre sonra var olanı kanıksamışızdır. Toplumumuzun sunduklarını kabul etmediğimizde de; modernitenin sunduğu aile, toplum, bireysel yaşam arayışları bize çekici gelmiş ve onun arayışına düşmüşüzdür. Yani alternatif yaklaşma, olana kuşkuyla yaklaşıp hepsini sorgulama, varolanla yetinmeme, bunu beğenmeme yerine; beğenilerimiz, sevgilerimiz, istem ve hayallerimiz sistemin sunduklarına göre şekillenmiştir. Alışkanlıklarımız buna göre oluşmuştur. Dolayısıyla özgürce varolmak yerine, sistem ve toplumun şekil verdiği, oluşturduğu bireyler olmuşuzdur. Önderlikle aramızdaki temel fark da buradadır.

Önderlik yıllarca kendi yaşamını, çelişkilerini, mücadelesini anlattı. Amacı salt kendini anlatmak mıdır? Elbette ki, salt bir hikaye gibi görürsek yanılırız. Özgür bir insan ne yapar?Neyin çelişkisini yaşar? Duyarlılığı neleredir? Kavgası neyledir?Nasıl kendini gün be gün şekillendirir? Bunları anlatıyor ve tabi ki bizlere yöntem gösteriyor. Bunlar pratik olduğu kadar ideolojik, ilkesel hususlardır. Önderliğin yaşam öyküsünden öğreneceğimiz, özgür bir insanın nasıl olduğu ve bunu nasıl yarattığıdır. Bir de buna nasıl ulaşılacağının yol ve yöntemleridir. Tanıma olmadan gerçek sevginin olmayacağını bilerek, Önderliği tanımak ve derinden anlamak çabasında olmalıyız.

Önderliğin kadın özgürlüğüne yaklaşımı biliniyor. Kadın özgürlüğü, Önderliğin yaşama bakışındaki temel farklarındandır ve klasik bir erkek olmamasını sağlayan temel yoğunlaşma ve duyarlılık alanıdır. Bir insanın gerçeği; kadın olsun erkek olsun, cins kimliğinde gizlidir. Cins kimliğinde gizlenen kodlar; alışkanlıklar, bakış açısı, özellikler, düşünce tarzı, tavırlar vb. hepsi kişinin kimliğini oluşturan şeylerdir. Değişmesi gereken temel kimlik, kadınlık ve erkeklik olarak tanımlanan cinsiyet rolleridir. Bunlar ele alınıp değişmeden de özgürlük yaratılamaz. Önderlik, özgürlükçü yönünü temelde kadına yaklaşımından almaktadır. Kadın karşısında klasik bir erkeğin kabul edeceği türden yaklaşımları kabul etmediği, egemenliği çok derinden sorguladığı, özgürlüğü savunduğu ve bu özgürlüğün kadın özgürlüğü ile olacağını anladığı için, eşsiz bir mücadeleyi açığa çıkardı. 

Önderliğin kadınlar olarak bize verdiği değeri, bireysel olarak ‘bizi seviyor’ şeklinde ele alıp gururlanmak yetmez. Kadınlık kimliğimizin tarihsel, toplumsal, öncülük ve kimlik anlamında bir değeri var. Ve her kadın, kendi yaşamı ve mücadelesinde bu kimliği sahiplenerek bu değeri hak eder. Bizler Önderlik kadında ne gördü?Kadının değişimi konusunda ne istiyor?Nasıl bir kadın yaratma peşinde?ve biz bunun neresindeyiz? diye sorgulamalıyız. Yani Önderliğin kadın çözümlemelerini okuyup benimsemek ama bir kadın olarak kendini ele almamak, değiştirmemek, o özgür kadını yaratma çabasına girmemek; Önderliğin bu yaklaşımını aslında anlamamaktır.

Önderlik hep anlam gücüne vurgu yapmıştır. Anlamın ve hissin yaşattığı insanın en güçlü insan olduğunu vurgulamıştır. Anlam gücümüzü geliştirmemiz ve hakikati aşk ile aramamız gerekmektedir. Bir şeye aşk, tutku düzeyinde bağlılık, onu doğru anlamayı yaratabilir. Hakikat arayışına da böyle bir aşkla bağlı olmak gerekir. Ama bu tabi ki, klasik Kürt aşkı olmamalı bu. Kürdün aşkı kör ve kölecedir. Yaşatan değil; öldüren bir tarzdadır, yaratıcı, hayat verici değildir. Özgürleştirici, bağımlılıktan kurtarıcı değildir. Önderlik Kürt aşkını çok çözümledi. Bu çözümlemeleri derin bir bakışla ve gönül gözü ile okumak, aşkla okumak, öğrenmek ve uygulamak gerekir.

Önderlik ise bize seçme ve özgürleşme şansı verdi, bunun imkanlarını, mücadele zeminlerini verdi. Kendimizi yeniden yaratmak, özgürlüğümüzü kazanmak için gerekli bilinci, iradeyi, gücü yaratmaya çalıştı. Bu yolu seçip, yola girdikten sonrası kişinin çabasına, mücadelesine ve amaçtaki netliğine göre sonuç belirlenir. O yüzden bu yolda diğer yolculara, onların ne yaptıklarına değil menzili gösteren Önderliğe bakmak gerekir. Ölçümüz Önderliktir, ilkelerimiz Önderliğin yaşamında ve mücadelesinde gizlidir. Kadınların özgürleşmesi için Önderliğin sürekli arayış içinde olduğu ve özgürlüğü sadece söylemeyip yaşadığını ve yaşatmak için mücadele ettiğini biliyoruz. Kadınlar olarak mevcut halimizi aşma çabamız sınırlı, bilincimiz yetersizken Önderlik sürekli yenilikler yarattı hayatımızda. Mücadelemize sürekli bir şeyler kattı. Özgürlük yolumuzu hep güzelleştirdi. Biz kadınlar için kopuş teorisi, kadın kurtuluş ideolojisi, kadın ordulaşması, partileşmesi, kadının konfederal sistemi ve jineoloji gibi sayısız yoğunlaşma konuları ve örgütlülük zeminleri yarattı. Kendimiz için düşünemediğimiz gelişmeleri hep önümüze koydu. Devrimciliği dar kalıplar içinde ve sıradan yaşamamamız için mücadele etti. Devrimciliğin esneklik, renklilik, güzellik olduğunu gösterdi. Özümüzden biçimimize kadar tüm kalıplarımızı sorguladı ve yeniden yaratmamız için ihtiyaç duyduğumuz her şeyi sundu. En önemlisi bu dağlarda özgür kadın yürüyüşünü, yücelmesini geliştirdi.

Önderlik kadının iradesini güçlendirmesinin en temel alanı olarak görüyordu dağları. Dağlarda ve gerilla gerçeğinde kendini sınayarak, güçlenerek çıkış yapma fırsatı yarattı. Kendi irademizle, bilincimizle ve gücümüzle kendimizi yaratmanın mekanı olan dağlarda STAR kutsallığında ve yüceliğinde tarihimizle bütünleşmemiz, bu kutsallıklardan beslenerek büyük bir mücadele gücü haline gelmemiz Önderliğimizin çabaları sayesindedir. O nedenle Önderliğimizin özgürlüğü yaratan çabaları ve özgürlüğe vesile olan doğuşu hepimizin doğuşudur. En çok da kadınların doğuşu ve yaratılmasıdır. Bu vesile ile tüm kadınların ve Kürt halkının doğuş günü olan 4 Nisan’ı anlamına uygun şekilde yeniden doğuş ve özgürlük günü olarak kutlamalıyız. Önderliği doğru anlamak ve uygulamakla özgürlüğün yaratılacağı bilinci ile mücadeleye sarılmalıyız.

Önderlik “Ne kadar istiyorlarsa o kadar onların olduğumu bilsinler” dedi. Özgürlüğü yürekten isteyen ve uğruna mücadele edenler Önderlikle buluşmayı yaratacak ve mutlaka özgürlüğü yakalayacaktır.

Önderliğimizin doğuşu tüm insanlığa, özelde kadınlara kutlu olsun.

Raperin Munzur