Zaman tünelinde kendine ulaşmak

GULAN ÇEKDAR

Erkek egemenlikli sisteme geçişle birlikte insanlar her geçen gün özünden uzaklaşmaya ve kendine yabancılaşmaya başladı. Bu yabancılaşma toplumun tüm gözeneklerine nüfus etmiş kadın erkek, genç yaşlı birbirini tanımaz hale gelmiştir. Empati ve sempati ağır darbeler almıştır.

Sistem eğitim adına toplumun reflekslerini adeta dumura uğratıp, bakıp da görmeyen gözlere, dinleyip duymayan kulaklara, taşlaşmış yüreklere sahip sanal bir toplum yaratmıştır. Geriye tamamen başkalaşıma uğramış, kendisi olmaktan çıkmış, köksüz birey gerçekliği yaratılmıştır.

 Geçmişi bugünü ve geleceği arasında uçurumlar olmuş, yaşamın bütünselliği kadavra misali parçalara ayrılmış, neredeyse lime lime edilmiştir.

Neolitiğin ana tanrıçasından, yaşam timsali kadınlardan eser kalmamış, günümüzde kadınlar bir cinsel obje konumuna düşürülmüş, metaların kraliçesi bir kadın tipi sahnededir.

Gel gör ki felsefesizliğin, erdemsizliğin, politikasızlığın ve ahlaksızlığın en üst seviyede dayatıldığı bireysel ve toplumsal yaşamın suikasta, tecavüze uğradığı gerçeklikten öylesine hakikat ve özgürlük savaşçıları çıkmıştır ki, sayıları binleri değil milyonları aşmıştır. Köleliğe, cehalete meydan okurcasına sistemi can evinden vurmuşlardır.

“Kendini bilme, tüm bilmelerin anasıdır” diyen özgür insan. Mikro kozmosu yani insanı çözmenin, tanımanın şifresini göstermiştir. Kendimizi tanımanın kendimizle buluşmanın ve ulaşmanın yolunda ilerlerken heyecanlanıyoruz, güçleniyoruz ve büyüleniyoruz. Bu yolda düşüncede, duyguda ve ruhta aydınlanıyor, yüceliyor ve sistemin bize empoze ettiği geriliklerden arınmanın coşkusuyla dolup taşıyoruz. Zaman tünelinden geçerken, “kendini bil” felsefesini yapan Sokrates’i, “Enel Hak” diyerek hakikat savaşçısı Hallacı Mansur’u,  “yanlış hayat, doğru yaşanmaz” diyen Andorno’yu, “anlamak özgürlüktür” sözüyle özgürlük aşkıyla tutuşan Spinoza’yı, “bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” deyip öğrenmeye verdiği değeri ifadelendiren Hz. Ali’yi,  “güçlü insan herkesi yıkan değil, sinirliyken kendisini tutabilendir” diyen Cihad Ekber’i, Nefs savaşçısı olan Hz. Muhammed’i, dünyanın elips olduğunu büyük bir felsefe aşkıyla söyleyip bedelini canıyla ödeyen Hipatya’yı, cadılıkla suçlanıp yakılan yüzlerce kadına ve isimlerini sayamadığımız binlerce insanlık abidesini ve bilgilerini gördük. Bu zaman tünelinde tüm değerlerin bileşkesi ve temsilcisi Önder Apo’nun öğretisiyle makro kozmosu anlayabilmenin sırrı olan mikro kozmosu yani doğa harikası insanı anlamanın olmazsa olmaz kabilindeki öneminin farkına vardık. Öğrenmeye ve anlamaya yatkınlığımız geliştikçe içerisine konulduğumuz demir kafesi parçalıyor, üzerimize giydirilen deli gömleğini yırtıp tarihin çöp sepetine atıyoruz.

Yaşama verdiğimiz anlam büyüdükçe daha erdemli, soylu, estetik açıdan bizlere kapı aralanıyor, gün ışığına ulaşıyoruz.

Özgürlük yolu engebeli, çetin, uzun, zorlu ve labirentlidir. Şaşırmadan yürümek ve hedefe ulaşmak için bireyin kendisini tümüyle adaması gerekir.

Hiçbir yarımlığa, tereddütte, münafıklığa ve yalana mahal vermez. Özgürlük mücadelesi öyle bir gerçektir ki özgürleşme iddiasını taşıyan her insan kızı/oğlu anı anına kendisini bir bütünen gerçekleştirmeli ve yeniden yaratmalıdır.  Çünkü bizim özgür, ahlaki ve politik bir topluma ihtiyacımız var. kadınların her zamandan daha çok kendisin geliştirmesi gerekir. Çünkü düşürülen kadın, düşülen toplumdur.