GENÇLİK; TOPLUMUN ÖZGÜRLÜK ŞAFAĞIDIR

 Dicle HATAY

 Gençlik sistemin en çok üzerinde tartıştığı, yoğunlaştığı, örgütlemeye çalıştığı ve her şeyden önemlisi kendi denetimine almak istediği bir kesimdir. Neden sistemin gençlik kesimi üzerinde bu kadar durduğu düşünülürse, öncelikle gençliğin içinde bulunduğu potansiyele bakmak gerekir. 

 Çünkü gençlik dinamiktir, enerjiktir, yerinde durmayan atomik parçacıklar gibidir. Kalıplaşmış düşünceleri yoktur. Bundan dolayı da gelişmeye açıktır. Sürekli üretir,  hızlı öğrenmeye yatkındılar. Sorgulamaktan korkmazlar ve en iyiyi arama çabası içerisinde olurlar. Yani gençlik kısa ve öz itibariyle bir ateş topu gibidir. Eğer doğru yaklaşılırsa aydınlık verir, seni ısıtır. Ama bunun tersi bir durum söz konusu olursa da gençlik seni yakar, geriye küllerin bile kalmaz.  Bu kadar güçlü bir potansiyel neden günümüzdeki siyasetin gündeminde yoktur?  Çünkü siyasetçi olarak geçinenler, meydanlarda boş vaatlerde bulunanlar sadece iktidarlarının, koltuklarının ömrünü uzatmanın derdindedirler.  Kendi küçücük dünyaları dışında görebildikleri herhangi bir şey yoktur. Toplumun tüm kesimlerinin özellikle gençlik, kadın ve çocukların maruz kaldıkları uygulamalar, yaşam standartları, günlük olarak yüz yüze kaldıkları sorunlar siyasetçilerin ilgi alanına girdiği konular değildir. Ezilen bu kesimlerin yapılan haksızlıklara karşı vicdani ve ahlaki olarak da olsa karşı koyma durumları olmaktadır. İşte bundandır ki günümüz demogoklarına, ağzı boş laf yapan siyasetçilerine, yüreği adalet ve özgürlükten yana çarpan gençlik ters düşer. Genelde siyaset yapanlar ve kendilerini siyasetçi sayanlar gençlik sınırını çoktan aşmış insanlardır. O yüzden siyaseti sadece kendi işleri olarak görürler.

Ekonomik olarak kalkınmış, belli bir düzey yakalamış fakat insan hak ve temel özgürlüklerini sağlamada geri kalmış ülkelerde genç insan bulamazsınız. Genelde göz önünde olanlar eski, gençlik dönemini geride bırakmış olanlardır. Bunlarla da ne yaşam standartları yükseltilebilir ne insan hak ve özgürlüklerinde bir ilerleme sağlanabilinir. Çünkü onların ezber mantığı vardır ve bunu asla bozmak istemezler. Bütün bu gerçeklikler gençler olarak bizi rahatsız etmiyor mu? Geleceğimiz bunların eline kalmıyor mu?  Evet, tüm bunları yaşayan, gören ve çözümleyebilen bir düzeye ulaşan her gencin içinde büyüttüğü bir isyan tohumu vardır. Ve içinde atmak istediği bir çığlık… Sistemin parçalara ayırdığı, birbirini duyumsamasını, hissetmesini istemediği gençlik, birbirine her zamankinden daha fazla yakınlaşarak, birbirine kenetlenmelidir.  Ve birbirine ulaşmak için sınırların ötesinden birbirine uzanmalı ve sıkı sıkıya sarılmalıdır.

Gençlik hareketleri olarak, kirletilmiş ve çıkarlar zemini olarak kullanılan siyasetin rengini ve özünü değiştirebilmek için ilk adım olarak siyasetin içerisinde yer almamız gerekiyor. Toplumları kendisi olmaktan çıkartan ve irade gerçekliğini yok sayan bu sistem zihinlere o kadar kolay yerleşmediği gibi kolay da çıkmayacaktır. Bu gerçekliği değiştirecek olan güçlerden biri de gençliktir. O yüzden siyaseti kendi işi olarak görenler gençlerden korkarlar. Gençlerin içinde bulunduğu özgür düşünce ve ruh yapısı, köleleştirilmiş ruhların özgürlük anahtarları olacaktır.  Gençlik toplumun alacakaranlıklarda yolunu gözlediği özgürlük şafağıdır.

 Toplumun bu kadar umutlarını üzerinde büyüttüğü, kendi geleceği olarak gördüğü gençliğin yaşadıkları ve yaşananlar karşısında bu kadar kayıtsız ve sessiz kalması hazmedilebilinir mi? Sistem zihinsel olarak gençleri uyuşturuyor. Örnek, eğer bir genç üniversite sınavını kazanamazsa kendini işe yaramaz, gereksiz gibi görüyor ve bu bilinçaltı ile kendini yaşamdan tamamıyla soyutluyor. Bedeni genç, yüreği yaşlı biri gibi yaşamaya başlıyor. Bu durum gençlerin silik bir psikolojiye girmelerine neden oluyor ve bu da tamamıyla sistemin işine yarıyor.  İkinci nokta ise çalışan gençliğin önüne öyle büyük çıkmazlar konuluyor ki onları sadece çalışabilecek birer köle ya da ‘yürüyen dolarlar’ olarak görüyorlar. Çok iş, az para ile gençleri ellerinde tutmaya çalışıyorlar. Tehdide bakın! ‘eğer sen isyan edersen senin gibi çalışmak isteyen ve senden daha az para isteyen insan çoktur’ diyor ve ardından şunları sıralıyorlar ‘ bakman gereken bir ailen vardır, eğer sen çalışmazsan o yaşlı annenle babanı mı çalıştıracaksın’ gibi gençlerin en hassas olan noktalarına dokunuyorlar. Burada gençliğin en belirgin özelliklerinden biri olan isyan ve başkaldırıyı sindirmeye çalışıyorlar. Genelde böyle yetişmiş gençler arabesk kültürüne yakın olurlar. Neden isyan edemiyorlar ve sadece kendilerine karşı bir isyan başlatıyorlar? Böyle bir genci çok rahat idare edebilirsin. Zaten bezgindir, bir beklentisi yoktur. İsyan edecek gücü kalmamıştır. Bu da ikinci bir özelliktir. Üçüncüsü ise gençliğin merak ettiği birçok şey vardır. Bu da bağımlı madde satıcıları için paha biçilmeyecek bir yem olmalarına yol açmaktadır. Merakla ve öyle bir istekle anlatırlar ki genç de bunu dener, bir, iki ve üç derken artık bağımlısı olmuştur. Bu insan sadece o bağımlı maddeye ulaşmak için çabalar, toplumu düşünecek, siyaset içinde yer alacak bir durumu yoktur. Zaten o tür şeylere karşı boş ve anlamsız bakar. Bu da sistemin istediği bir tiplemedir. Bir diğer tipleme ise kapitalist modernitenin mevcut gerçekliğinin bilincinde olmayan kesimdir. Sistem bu kesime ne verirse onu alır. Gençlerin ufuklarını daraltmak ve onları küçücük dünyalara hapsetmek için moda adı altında her gün yeni şeyler üretmekte ve gençleri sadece buna odaklamaya itmektedir. Kapitalist modernite kendi mallarını pazarlayıp satabilmek için kadınlar kadar gençleri de kullanmaktadır.

Son olarak saydığımız gençlik tiplemelerinden ayrı olarak sistemsel gerçekliğe isyan eden bir kesim de demokratik, eşit ve özgür yaşam için mücadele eden gençlik kesimidir. Bu kesim bilinçlenmiş, belli bir inanç ve ideolojik gruba dâhil olmuş ve inancı doğrultusunda arayışlarına yön vermiş bir gençliktir. İnançları uğruna gözünü kırpmadan ölümü kucaklayabilecek yiğitlik ve cesarete sahiptirler. Ve bu gençlik kesimi gittikçe büyüyor, ‘68’lerin mücadele geleneğinden kopmadan inançlı adımlarla özgürlüğe doğru yol alıyor.  Daha fazla örgütlülük, mücadele, arayış, isyan ve yaşanılması gereken özgür bir gelecek yaratma peşindedirler. Ezilen halkların ve toplumların gerçek umut ışıkları olanlar da onlardır. İmkânsız diye bir şey yoktur. Bunu yaratan sistemin ta kendisidir. Gençlik olarak her kesimden insanla iletişim kuracak bir potansiyele sahibiz. Parçalanmış bütün gençliği bir araya getirebiliriz. Bizleri kullanmak isteyenlere karşı isyan edecek ve onları bu isyanlarınızla yola getirecek gücümüz var. Yeter ki kendimize güvenelim ve inanalım. Herkes nasıl hareket edebileceğini bilecek kadar bir iradeye sahiptir. Sistemin ezen, yok sayan, asimile eden, gerçekliğine karşı yekvücut olmak bizleri amaç ve gayelerimize ulaştıracaktır.

Evet, gün, bizim günümüzdür! Bu var olan sistemsel gerçekliğe dur diyebilecek bizleriz. Yaşanılası özgür, eşit ve demokratik bir yaşam yaratabilecek bizleriz. Çünkü bizler umuduz.