Bir direniş geleneği

JİYAN TEKOŞÎN

Onca zorluklara rağmen teslimiyeti kabullenmeyip, canlarını hiçe sayıp, onurlu bir şekilde kendilerini Dersim dağlarının zirvelerinden uçurumlara bırakan kadınlar vardır. Direniş geleneğini devam ettiren, teslimiyetin içinde boğulmuş, kim olduklarını unutmuş insanlara karşı

kadının iradesini, onurunu ve gücünü kanıtlamış olan kadınlar vardır. O direnişçi kadınlar, yıllardır süregelen egemen zihniyete karşı, kadına yeniden varlıklarını, gücünü hatırlatan Bilge İnsan’ın etrafında kendi mücadelelerini hep büyüttüler.

 

 

Tarihten bu yana iradesi, yaratım gücü kıskanılan ve hor görülen kadının hep süregelen bir mücadelesi olmuştur. Her ne kadar bu bastırılmaya çalışılmışsa da kadın hiçbir zaman mücadele etmekten vazgeçmemiştir. Tanrıçaların diyarında tekrardan öze dönük mücadele azmi gelişmiş ve bu mücadele geleneği Saralardan Zîlanlara, Semalardan Bêrîtanlara kadar devam etmiştir.

Bêrîtan; sembolleşen bir militandır. Direniş geleneğinden gelen, Dersim’in teslim olmayan kadın ruhudur. Bêrîtan; savaşmanın bir kadın için özgürlüğü getireceğini ve ancak bu şekilde güzelleşeceğini kanıtlamış bir çizgidir. Ve o gün bu gündür ardılları hep o güzelliğin takipçisi oldu. Gerçek, onurlu ve hakikatli bir güzelliğin… Güneşin ışınlarıyla donanmış bir güzellik abidesi.

“Bir kadın böyle güzelleşmeli” diyor lal kalmış diller. Düşman direniş karşısında şaşırıyor. Ve yine dilleri lal oluyor!

 92’de tarihin sayfalarına bir direniş daha yazıldı. Evet, tarih böyle cesur savaşçılara tanıklık ediyordu.  Savaşın en kızgın dönemlerinde kadın en yaman cesareti ile beş bin yıllık zihniyetin karşısında duruyordu. Bu gerçeği hem düşmana hem de varlıklarına ihanet etmiş teslimiyetçilere gösteriyordu. Kadının ülkesine, yoldaşlarına ve mücadelesine nasıl bağlı olduğunu Bêrîtan yoldaşın sergilediği cesaretle bir kere daha gördük.

Şimdi binlerce kadın bu özgür sahalarda, özgürlük çizgisini benimseyerek yürüyor. Binlercesi “Bêrîtan” ismini taşıyarak ve onun ruhunu hissederek savaşın olduğu topraklarda direniyor. Değişen düşman değil, belki zaman ve artan mücadeleci kadınlar. Şimdi Rojava’da, Şengal’de ve Kürdistan’ın diğer yerlerinde ortaya çıkan IŞİD tam da kadına karşı bir zihniyet ve güçtür. Kürdistan’da kadınları kaçırarak satışa çıkartıyorlar; tıpkı birer köle gibi... Ve buna karşı bu zihniyeti kabullenemeyen, böyle çirkin bir zihniyet karşısında böyle savaşan kadınlar var hala.

Yani gelenek devam ediyor ve büyüyen yürekler hiç taviz vermeden “direnmek yaşamaktır” şiarıyla haykırıyorlar. Sembolleşen şehitler sayesinde herkes teslimiyetin aslında kendi varlığını inkar etme anlamına geldiğini kavradı. Kavradılar, anladılar ve pratiklerinde onu uyguluyorlar. Gerçeğin farkında olmak hakikate götürür insanı. Farkındalık belki de bir başlangıçtır. Eğer kendi çizginde netsen ve o yolun hakikatli olduğunu düşünüyorsan kimse sana engel olamaz. Özgürlüğe kavuşmak isteyen yüreklerin de farkında olmasına hiçbir güç engel oluşturamaz. Özellikle de savaşan kadınlar olunca… Yani özgürlük onlar için kaçınılmaz olur. Aşk olur kadınlar için!

Kadın nasıl yaşamın asıl yaratıcısıysa neolitik zamanında, şimdi de o öze dönmenin savaşçıları olmalı. Tıpkı özgürlük savaşçıları gibi… Varlıkları yok edilmek istenen ve teslim alınmak istenen güçlere, egemenlere karşı savaşmak elbette güzelleştirecektir kadınları. Tıpkı Bêritan gibi! Onurlu bir Kürt kadını teslimiyeti asla kabul etmemelidir. Böylece direnişlere tanıklık etmiş güzel ülkemin topraklarında tanrıçalık kültürü yine yaşanacaktır.

Bir gerilla nasıl yaşaması gerekiyorsa öyle yaşar ve nasıl ölmesi gerekiyorsa öyle de ölür! Yeri geldiğinde arkasına bakmadan, boynunu bükmeden gider gidilmesi gereken yere… Bazen de susar susulması gereken yerde. İşte o zaman da konuşulması gereken yerde başkaları konuşur. Ya da herkes susar ve o zaman da tüm isyanlar bu susuşlarda meydan okur.  Bağıra bağıra…