Apocu kültür yeni yaşam demektir

FİDAN NURHAK

Sömürgeciliğin yürekleri ve beyinleri sömürerek kendini varettiği bir zamanda yürekleri ateşten bir gerçeğin içinden yeniden yaratarak bir kültür inşa edilebilirdi. Öyle yapıldı. Apocu kültürde yaşamı oluşturan kültürel öğeler yeniden yaratılmaktadır.

Dil, tarz, tempo, üslup, duygular, yaşam biçimi vb. her şey yenilenmekte ve bir başlangıca yönelmektedir. Tüm düşünce biçimleri kadar duygular, yine duygular kadar hitap biçimlerinin değişmesi, aynı zamanda zihniyet değişiminin de göstergesidir. Önderliğimizin; “Yüreği bizimle olmayanın eylemi bizimle olmaz” deyişi devrim mücadelesinde yüreğin, duyguların ve tek tek insanların hislerinin de ne kadar yeni toplumsallık için olması gerektiğine işaret etmektedir. Yine; “En güçlü insan, anlamın ve hissin yaşattığı insandır” sözü sistemin mülkiyet anlayışına, insanlıkları, toplumsallıkları yıkan ve enkaz üzerinden kendini inşa eden gerçeğini reddederek yeni anlamlı insanın tanımını yapmaktadır.

 

Apocu kültür yeni bir üslup ve tarz demektir. Önderliğin üslup ve tarzının tüm Kürdistan’da yeni bir dil, üslup ve tarz yarattığı bilinmektedir. Çağın bilgi sınırlarını aşmak kadar yediden yetmişe her yaştan insanın, her inanç ya da yaşam kesiminden insanın anlayabileceği bir dilin olması, Önderlikte gerçekleşen evreni göstermektedir. Nasıl ki rüzgarı ya da güneşi her etnisiteden insan anlayabilir, toprağın sesini duyabilirse, Önderlik tarzı da böyle evrensel bir tarzdır. Etkileyici, net ve çekicidir. Hakikatini bulamamış ya da açığa çıkaramayan ezop üslup, Önderliğin en çok öfkelendiği özelliklerden biridir. Önderlik, ezop olmadığı için anlaşılırdır. Düşünsel netlik dile yansımakta ve halkta güven oluşturmaktadır. Bir sanatçı inceliği vardır Önderlikte. Zaten görünüş itibariyle de artistik bir güzelliğin olduğunu, ses tonunun da aynı dereceğe etkileyici olduğunu, bunun hitapta müthiş bir akıcılığa dönüştüğünü herkes bilmektedir. Öyle ki, düşmana dahi kendini dinletmekte ve saygı uyandırmaktadır. Keyfi, biçimsiz, memurvari, tamam efendimci, kendiliğindenci, başı sonu belli olmayan, bir hedefe yönelmeyen ya da hangi hedefe yöneldiği belli olmayan dağınık üslup ve tarzlar Önderliğin yarattığı kültürle kesinlikle çelişmektedir. Sonuç alıcılık doğru zihniyet yapılanması ve güçlü mücadele kadar onun araçlarını, üslubunu, tarzını, temposunu doğru belirlemeyi de gerektirir.

 

Başarıya kilitlenmek ve tempo Apocu tarzın temel ilkelerindendir

Apoculukta insan ilişkileri güven, güç ve moral yaratır. Eskiye karşı öfke, yeniye karşı da bir sevgi ve özlem yaratır. Bunu geliştirmiyorsa, tarz ve yöntem Apocu kültüre ait değil demektir. Apocu kültürde toplumsal ihtiyaçları belirleme ve karşılamanın gücü, iradesi herkesin sorumluluğundadır. Yeni paradigmayla Önderliğimizin gündemimize getirdiği doğrudan demokrasi de aslında bunu işaret etmektedir. Kendisi için kendisi olarak karar vermek, aslında Ortadoğu gibi tanrısallıkların yanlış metafizikle örüldüğü alanlarda geliştirilen çok köklü dogmatizmleri yıkmanın da ilacıdır. Kendin olmanın bir boyutu da ne istediğini bilmek ve istediği şeyi nasıl karşılayacağının politikasını geliştirebilmekle mümkündür.

Önderlikte tarz, başarı demektir. Başaran tarz doğru tarzdır. Başarmayan tarzlar aşılması bir yana kesinlikle reddedilmesi, Önderlik gerçeği karşısında kendisini an an sorgulayıp dönüştürerek ele alınması gereken anlayışlardır. Tempo, yaşanan zamandaki hız oranını göstermektedir. Önderliğimizin zamanı yaşama biçimi, Apocu kültürün zamanı yaşama biçimini oluşturmuştur. Zamanı kendi oluşunun bir koşulu olarak ele almak, bunun dışında bir yaşam mefhumunun (kavramının) olmadığını bilmek yaşamsaldır. Zaman öldürmek, kendini öldürmektir. Apoculuk bunun ayırtına vararak doğru zaman algısına ulaşmanın adımlarıdır. Zaman ancak böyle yaşandıkça anlam kazanır. Ancak böyle yaşandıkça öldürücü olmaktan çıkar. Zamanın oluşturucu etkisi, zamana yüklenen anlamla ve kendi özgür varlığına duyulan saygı ve sevgiyle ölçülebilir. Apocu kültür bunu yaratmanın iddiasındadır. Sıradan yaşamanın, boş vakit geçirmenin, kapitalist modernitenin eğlence kültürü kadar kendi yaşamını anlamlandırmayan yaşam biçimlerinin zamanı değil kendini öldürmek olduğunu bilmek, Apocu kültürün temel ilkelerindendir. Bu anlamda temposuz olmak, zamanda hız oranının anlamın gerisinde olması zamana yayılmış bir intihar olmaktadır. Apocu kültür, bunu aşmaktır.

 

Mülkiyet dünyasından kopmak Apocu kültürün temelini oluşturur

Apocu kültürün temelini oluşturan bir diğer faktör mülkiyet dünyasından kopmaktır. Önderlik mülkiyet dünyasından kopmuştur. Uzun yıllar Rojava sahasından işleri örgütlediği zamanlarda paraya bulaşmamış, sermayeci, mülk arttırıcı yaklaşımlardan kendini korumuş, bu yaklaşımlar karşısında amansız bir mücadele yürütmüş, yine sonraki İmralı süreci boyunca da aynı temizliğini sürdürmüştür. Orhan Yılmazkaya arkadaşın PKK mücadelesindeki mülkiyet yaklaşımını, para olmadan sürdürülen ortak yaşamı tanıdıktan sonra devrim umudunun geliştiğini söylemesinin bir sebebi vardır tabi ki. PKK yaşamı tüm sosyalist, toplumcu, demokrat, sistem karşıtı insanlara umut vermektedir. Dünyanın hiçbir yerinde olmayan mülkiyetsiz yaşam bizde vardır. Apocu kültür mülkiyetin her türünü reddetmektedir. En kutsal evren parçası olan insanların dahi mülkleştirildiği, insanın insanlaşmasındaki temel rolü oynayan kadının en ince meta konumuna getirilmesi, metaların kraliçesi olma anlamında paradan daha fazla kirletilmesi durumu Apocu kültürde reddedilmekte, aynı zamanda süreklileşen bir mücadele rotası olmaktadır.

Evrenin temel varoluş biçimi olan çoğalmanın kapitalist sistem cinselliğiyle kirli bir araca dönüştürülmesi, varoluş biçimi olmaktan çıkarak yokoluş aracına dönüştürülmesi ve hatta insanlar karşısında bir silah olarak kullanılması durumu Apocu kültürde kabullenilmeyen ve reddedildiği kadar aşılan bir alandır. İnsanın mülkleştirilmesi tabii ki tek taraflı olmamakta kadın metalaştırıldığı oranda erkeğin de bu meta olan insan öğesiyle birlikte yaşamı paylaşması erkeğin de metalaşmayı içselleştirdiğini göstermektedir. Erkeğin meta durumu salt kadınla yaşamasından dolayı değildir. Erkeklik, sistemin iyi köleleri olma anlamında yöneldiği ve katlı köleliğe uğrattığı bir gerçekliktir. Zaten bunun en somut ve çağcıl örneği de kapitalist modern sistem içindeki erkeğin bugün yaşadığı karılaşma düzeyinde görülmektedir.

Davranışlarından giyinişine, konuşmasından oturup kalkışına kadar sistemin ona nasıl bir “kocalık” yaptığını göstermektedir. Hitler’in sözü bu anlamda günümüz ulus devletlerde pratikleşmiş ve yaygınlaşmış olmaktadır. Zaten ulus devlet sistemlerinin sırtını dayadığı ordu sistemindeki zorunlu askerlik uygulaması, erkeği karılaştırarak sisteme hazırlama haneleridir. Erkeğin askerlik yapmadan evlenmesinin(!) dahi tasvip edilmediği sistem, ancak karılaştırılmış erkeğin kuracağı ailenin sistemin hizmetine girebileceğini de göstermektedir. Bu anlamda vatani görev denilen de erkek devletin karısı olmaktan geçmekte ve bu görevler kutsanmaktadır. Ulus devletin kutsalı olması anlamında onun kimliğine de işaret etmektedir.

Toplumları kendi öz kimliğinden, öz anlamından uzaklaştırmanın temel bir yöntemi haline getirilen metalaştırma olgusu Apocu kültürde kesinlikle kabul edilmemektedir. Apocu kültürde her insan, özgür toplumsallığı yaratacak kadar kendini sistemin mülkiyet anlayışından kurtardığı, zihniyet ve hissiyat boyutunda gerçekleştirdiği özgürlük eylemleri kadar anlam kazanmaktadır. Ki ancak anlam kazanan insan kültür yaratabilir. Bu anlamda Önderlik paradigmasını oluşturan demokrasi, ekoloji, kadın özgürlüğü Apocu kültür bünyesindeki her bireyde tek tek yaşam bulmakta, bununla birlikte ortak yaşamın, Apocu toplumsallaşmanın kimliğini oluşturmaktadır. Paradigma değişimini doğru anlamak gerekiyor. Unutulmaması gereken bir nokta da öncesi süreçte yaşanan tüm aşamaların inkar edilemeyeceği, Önderlikteki temel yaşam ilkelerinin bu paradigmayla daha da keskinleştiği ve akması gereken doğru nehir yatağını bulduğudur. Bu anlamda önceki süreçlere dair çözümleme, görüş, yoğunlaşma tarzlarının yeni paradigmayla bir kenara koymak, entelektüel görevleri salt teorik bilinci yükseltmek olarak anlamak, bir bakıma eski kafaya yeni örtü takmak anlamına gelir. Önemli olan bu görevler kapsamında başta kapitalist modernitenin dayattığı pozitif bilimcilik anlayışını, bununla birlikte tarih boyunca insanlara dayatılan tüm hakikat dışı yöntemleri, tüm bilimcilikleri, dincilikleri ve cinsiyetçilikleri yeniden ve kökten sorgulamaya tabi tutmaktır.