Yitik Ülkenin Evlatları

 Ş. Ruken Kampı Öğrencileri

“Aşkın gerçekleşemez oluşuna duyduğum büyük öfkeyle PKK ve devrimci halk savaşı inşasına giriştiğimi belirtebilirim. Çalışmalarımıza çok sayıda kadın- kız- katıldığında,

onlarla yaşadığım kolektif aşktı.O zamanlar aklıma hep “toprağın gelini” fikri gelirdi. Benim gelinim düşüncesine asla yer yoktu. Benden cesur, güzel ve zeki yüzlerce kız vardı. Büyük bir kısmı şehit düştü. Onların olduğumu hep hissettirmek istedim. Onlarla yaşanan belki de yitik ülkenin ve kaybedilen toplumsal kimliğin yeniden ve özgürce kazanılmış aşkıydı. Kaldı ki, bu da çok gerekli, büyük ve hakiki aşk sayılırdı” diyor ÖNDERLİĞİMİZ…“Aşk”  denilen olay birçok zaman tartışmalara konu olmuştur. Çünkü toplumdaki olayların kördüğüm haline gelmiş alanı, temelde kadın erkek ilişkilerinin yerine getirildiği alandır ve maalesef Aşk hep bu alanla anılmaktadır. Bu alanların aşk ile uzaktan yakından bir ilgisi olmamasına rağmen, toplum hep bu yalanlarla kandırılmıştır. Aşk denilen olgu kadın ve erkek ilişkisi sınırında tutulmuştur. Gerçekte ise, bu aşk olgusunun tutsaklığı anlamını taşımaktadır. Oysa aşk özgürlük ile özdeştir. Ama iki kişi arasına sıkıştırıldığında geriye yalnızca kölelik kalmaktadır. Kölece yaşam en çok bu durum sonrasında yaşanmaktadır. Oysa insanın ruhu özgürlüğü ister. Bu şeklide özgür olması ise imkânsız bir durum haline gelir. Zaten köleliğin temelleri de bu gibi gerçeklikler üzerinden atılmamış mıdır? İnsanların öncelikle zihinleri, ruhları yani aşkları esir alınmış, daha sonra bedenleri üzerinde tahakkümler yaratılmaya başlanmıştır. Zihni ele geçirilen insanın, yüreği de ele geçirilmiştir. Aşk denilen olayı asla düşünsel dünyadan kopuk ele alamayız. İlahi aşka inanan insanlar için de bu geçerlidir. Onlar ister tanrıyı, ister Allah’ı, isterlerse de farklı isimlendirdikleri, başka bir yaratıcı tanrıyı arasınlar, özde aradıkları kendileridir. Kendi özlerinde gizli olan hakikatleridir. Tutkuyla, inançla peşine düştükleri şey yüreklerinin derinliklerinde gizlidir.

Her toplumun kendine özgü bir inanç dünyası vardır. İnandıkları değerler olmasa onlar asla kendilerini yaşatamaz ve sonsuz kılamazlar. Güç aldıkları değerler onları anlamlı bir yaşam ile bütünleştirir. Bu yüzden toplumlar hiçbir zaman yarattıkları ortak değerleri yitirmek istemezler. O değerler onları ayakta tutan, var eden değerlerdir. Bundan dolayıdır ki, binlerce yıldır sistemin yürüttüğü tüm baskılara rağmen, özüne, demokratik, ortak değerlerine sahip çıkan toplumlar, sistemle çetin bir mücadele içindedirler. Bu mücadeleden de asla taviz vermemektedirler.

İnsanlık üzerinde binlerce yıldır büyük baskılar gelişmekte, insanlık değerleri sömürülmektedir. Bu durum Kürt halkı için daha da yakıcı bir hal alır. İnsanlığın var olduğu andan itibaren var olan ve insanlaşmanın, toplumsallaşmanın temelini atan bir halk olarak bugün en çok baskı ve sömürü ile karşı karşıya olan Kürt halkı tarihi boyunca elde ettiği değerleri korumaya çalışmıştır. Sistem o kadar parçalamaya çalışmış ki, dillini, değerlerini, kültürünü, inançlarını, toprağını ve sayamayacağımız onlarca özelliğini paramparça kılmıştır. Geriye kalan yalnızca yitik bir ülke ve yitik ülkenin kaybedilen Kürtlüğüdür!

Ne kadar trajik bir durum değil mi?

Sen hem insanlık için en büyük değerleri yaratan ol, hem de bugün insanlık tarafından tanınma, horlan, dışlan ve herkes seni yok saysın. İşte bugün bizlere reva görülen gerçeklik budur. “Kürt yoktur. Kürt kart kurt sesi çıkaran dağlı Türk’tür. Kürt vahşidir, barbardır, insanlıktan nasibini almamıştır. Kürt Allahın dahi lanetlediği bir kavimdir. Ölümden, zulümden, baskıdan, kölece yaşamdan başka hiçbir şeyi hak etmeyendir.” Bu ihanet değildir de nedir? Bu sistemin geliştirdiği bir ihanettir. Şu bilinmelidir ki, bu ihanet yalnızca Kürt halkını yakan, bitiren, yok eden bir ihanet değildir. Bu ihanet Kürt halkı şahsında, insanlığa ait ne varsa onlara karşı gerçekleşen, tüm insanlığı hedefleyen kapsamlı bir ihanettir. Kaldı ki, bugün Kürt halkı uyanmış ve bu ihanetin intikamını almak istemektedir. Fakat gerçekliğin farkında olmayan diğer halklar, Kürtlere sırtlarını dönerek en büyük gafleti yaşamaktadırlar. Onlar bir devlet sistemi içerisinde yaşıyor olmayı özgürlük olarak ele alıyor ve acı ile kıvranan kardeş halkları görmemezlikten geliyorlar. Oysa şunu çok iyi bilmeleri gerekir; bu sistem, Kürt halkı şahsında onlara da ait olan birçok değeri gasp ve talan etmiş ve etmeyi de sürdürmektedir. Bunları görmeyen gözler kör, kulaklar sağır, bilmeyen beyinler kapalı ve hissetmeyen yürekler donmuş demektir. İnsanlığın artık bir an önce uyanması, silkinmesi, kendisine gelmesi gerekmektedir. Yoksa şuan ellerinde bulunan ne kadar değer kırıntısı varsa onları da kaybetmeye mahkûm kalacaklardır.  

Biz ise, yitik ülkenin yalnızlaştırılmış evlatlarıyız!

Önderliğimizin aydınlık felsefesiyle, PKK gerçekliği ile Amargi’ye doğru yola koyulmuşuz. Bizim yola çıkmadaki anlayışımız kaybedilen öze tekrar sahip olma, bu temelde ‘kendin olma’ anlayışıdır. Arayışımıza duyduğumuz duygular sevgi, Aşk düzeyinde olduğundan, aşkın şartlarını yaratma ve yaşatma temel amacımız olmaktadır. Bizler bu yüzden sistemin aşka dayattığı çirkin tanımlamalardan kaçarak, gerçek aşkın tanımının gizli olduğu dağlara yol aldık. Bu yol alış sıradan ve basit bir yol alış değildir. Bizler AŞK’A ulaşmadan bu yolculuğu asla bırakmayız. Bu yolculuk bizleri demokratik toplumun özünü taşıyan gerçekliğe götürecektir. Bizler orada insanlığımızla, yüreğimizin derinliğinde kaybedilen, gerçek benliğimizle buluşacağız.

Öyle ki bu topraklar nice aşklara, tutkulara mekân olmuştur. Mayasını tanrıçaların insanlığa bahşettiği kolektif aşktan almıştır. Zerdüşt’ün, Nefertiti’nin amaç ve toprak aşkına, Bese’nin, Zarife’nin, Alişer’in isyan aşkına, Leyla Qasım’ın, Zilan’ın, Agit’in yaşam ve savaş aşkına, efsane komutanımız Beritan yoldaşın özgürlük aşkına sahne olmuştur. Şimdi onların yüzlerce, binlerce yoldaşları ve ardılları bulunmaktadır. Ve hepsi özgürlüğe duyulan tutkunun, mücadelenin yükselen neferlerdir. Onlar birer abidedir. Onların yürüdüğü yollarda durmadan, dinlenmeden yürümek bizleri onlarla buluşturacaktır. Onların insanlık adına geliştirdikleri savaş ve mücadeleyi zafere ulaştıracaktır. İşte o zaman gerçek aşklar bu toprakların dört bir yanında yaşam bulacaktır.

Biz yitik ülkenin yalnızlaştırılmış evlatları;Ş. Ruken kampı olarak bizler de kendisine Önderliğimizi kılavuz alan Ş. Ruken yoldaşın Mücadele Aşkını kendimize esas alıyoruz. O gerçek aşkın peşinden koşan binlerce Kürt kadını gibi yıllarca PKK içerisinde sisteme ve onun tüm geriliklerine karşı mücadele ve savaş yürüttü. Bir gün, bir an bile bu savaş içerisinde tereddüt, ikirciklik yaşamadı. Ta ki sonsuz aşka ulaşana kadar. Tıpkı diğer şehit yoldaşlar gibi Kürdistan topraklarında yeşeren yeni bir yaşam çiçeğine dönüştü, bizlere yaşamın tüm renklerini Kürdistan topraklarıyla bütünleşen bedeniyle sundu.  Elbette tüm aşkların yaratıcısı olan Önderliğimize ve yaratıcı, bereketli kutsal anamız Kürdistan’a olan aşkımızı dile getirmek zordur. Bazen tam anlaşılamayan kelimelerle ifade etsek de duygularımızı, aslında anlatmak istediklerimiz yaşamımızın hakikatinde gizlidir. Yeter ki bizler duygularımıza hislerimize anlamlar yükleyebilelim.Önderliğimizin savunmalarını okurken, insan kendisini çok farklı ve huzurlu hissetmektedir. O savunmalardaki her bir kelimenin deniz kadar değil, okyanus kadar derin olduğuna inanıyoruz ve kendimizi bu okyanus sularının derinliğine salıyoruz. Biliyoruz ki, yitik ülkenin evlatları bu suların derinliklerinde kaybettikleri Kürtlüklerini, insanlıklarını, tüm yaşam değerlerini ve sonsuz hakikatle dolu olan Aşklarını bulacaklardır. Çünkü gerçek AŞK, Önderliğimizin yaşam felsefesinde gizli…