Yeniden Doğuş

fgfg.jpg

Cemre düşer, derelerden sular coşkunca akar, yağışlar çoğalır, rüzgar sabırsızlıkla bekleyen tomurcukları okşar ve bahara gideriz. Bahar yağmurları toprak ananın verimine verim katar. Uzun upuzun karlı kara kışı geride bırakırken,yüzümüzü ve ömrümüzü bahara dönerken, yeniden doğuşun ve dirilişin emsalsiz temsilcisi Önder Apo’dan hiç haber alamazken yeni

bir doğum gününü daha yaşadık. Yeniden doğuşa en anlamlı ve en kutsal cevabı ‘bu tecrit insanlığa ve halklara karşı uygulanan en ahlak dışı yöntemdir’diyen ve bedenini dirhem dirhem erimeye veren, anlamın ve hissin büyük öncüleri açlık direnişi kahramanları cevap vermiştir. Bedenlerimiz “yaşamak direnmektir, direnmek yaşamaktır” der. Baharın doğayı yeniden yeşertmesi gibi,yeşerttiler umutlarımızı yıldızlara göç edenler. Ölümün adını ‘bahar’ koyanlara ‘çağın direnişçileri’, yaşamın adını ise ‘Özgür Önderlik’ koydular.

Newroz ateşlerinin sıcaklığı yürekleri ısıtmaya, umutları yeşertmeye başladı. Çağın direnişi, tarihin kutsal topraklarında tüm dünyaya inancın, haklılığın ve iradenin gücünü gösterdi. Kara kışı aydınlık bahara dönüştüren kardelendir onlar. Kardelen; beyaz, zarif ve incecik bedenine rağmen, adeta öfkeyle geçer beyaz örtüyü. Kavuşmak, buluşmak için aşkın kollarına, aşkın sıcaklığına….Zaten bunun için değil midir? Büyük ve çetin mücadeleler, başkaldırmalar… Kutsallığın içinde erime aşkı içindir nice savaşlar. Kardeleninin inadı, karı delip Güneşle buluşmak.

Şairin şu sözlerini hatırlattılar bize;

  “Dövüşenler de var bu havalarda

El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem

  Ümit, öfkeli ve mahsun

Ümit sapına kadar namuslu

Dağlara çekilmiş

Kar altındadır”

Kış biter, bahar gelir, karlar erir. Karlar altındaki ümitlerimiz yeşerir, kelebekler özgürce kanat çırpar. Yağmurlar yağar kentlere, kırlara ve dağlara. Yıkar, temizler karamsar sokakları. Ağır bulutlar hafifler, dağılır ve ışıldar masmavi gökyüzü. Güneş ısıtır toprağımızı, gülümser direnen yiğitlere. Ve direnmek nedir, öğrenir dünya. Direniş, kendi doğuşunu ve özgürlüğünü Önderlikte  tüm hücrelerine kadar hissetmektir.

Amara’da  Bin Yıllık Uyanış

Ölüm, acı,  işkence ve gözyaşıyla eş olan doğum sancılarını yaşadı Üveyş ana. O yıl kıtlığa karşı bolluk kol geziyordu Amara’da. Bereketli bir yıl. Bulut, yağmur ve güneş üçlüsü arasındaki harmoni ekinleri büyütüyor ve otlar boy atıyor.Her çeşit bitki yeşeriyor, tepeler zümrüt yeşiline dönüşüyor.

Bahar aylarının bereketi var ama oyıl, yani Önderliğin doğduğu 1949 Nisan’ında, her yer ve her şey bereket misali. Tüm vadilerden akan sular başka sulara kavuşuyor, kurumuş  pınarlar patlıyor, sular fışkırıyor.

Sular, sularla buluşarak Fırat’a akıyor. Hırçın, heybetli, deli dolu Fırat. Toprağın adeta yağmuru yuttuğu, doymadığı bir bahar, tıpkı bu nisan ayı gibi…Gök gürlemeleri, çakan şimşekler ve şiddetli esen rüzgarlardan sonra uyumu daha da güzelleştiren yeni bir oluşum. Önderliğin doğumu tüm Kürtler ve halklar için zor ve sancılı oldu.Bereketin böylesi oluk  oluk aktığı bir tarihte gerçekleşti. Doğanın ve evrenin zenginliği, adaleti, uyumu ve çeşitliliği Önderlikle buluştu. Önderlikmazlum halklar için, bahar bereketi gibi yağdı Ortadoğu coğrafyasına, iklim değişti tıpkı bu bahar gibi…..Önderliğin doğumu, kutsallığın tanımıdır. Esaretten kurtuluşu da bizler için özgürlüğün tanımı olacaktır. Çünkü, Önderlik özgürlüktür.

Önderlik kendi doğumunu üç ayrı aşamada ele alışı, yine aynı gerçeklikle bağlantılı; ‘‘Beğenmediğim anamın doğuruşuyla, ciddiyetine hiç inanmadığım modernitenin doğurma çabalarına karşı, tüm öldürmelerden sonra kendi kendimi üçüncü kez doğuruşumu çok ciddiye alıyor ve hoşlanıyordum’’ diyerek ifade etti. Daha çocukken Üveyş Ana’yı “Beni doğurmakla ne kadar acıya yol açtığını biliyor musun?” diye sorgulayan Rêber Öcalan, özgürlük mücadelesinde de bu sorgulayıcılığı esas aldı. Önderlik her zaman doğuşunun fiziksel yönünden ziyade, sosyolojik boyutuna dikkat çekti. Rêber APO’ya göre; bir ana-babadan dünyaya gelmek fiziksel bir doğuştur ancak, asıl önemli olan sosyolojik doğuştur.Önderlik hiçbir zaman analık ve babalık olgusunu, onun ruhsal ve psikolojik boyutunu göz ardı etmedi, bunu önemli oranda sosyolojik bir kavram-olgu olarak ele aldı.

Rêber Öcalan’ın dili, anayı ve ana etrafında gelişen toplumsallığı en büyük değer olarak gören, derin bir zihniyetin dilidir. O’nun yaşam felsefesinde, Üveyş Ana’yı ele alışla, anavatanı, toplumsallığı, halkı, kadını aşkı, dostluğu ve yoldaşlığı ele alış arasında müthiş paralellikler vardır. Üveyş Ana ile ilişkisi ne ise, tüm bu değerlerle ilişkisi öyledir. Hepsinin realitesiyle ilkesel düzeyde kavga verir. Anada, kadında, aşkta,anavatanda, toplumsallıkta ve dostlukta reddettiği özelliklerle yaşamaz. Hepsinin kaybettiği özü aramaya, yaratmaya ve alternatif arkadaşlıklarla, toplumsallıklarla yeniden yaratmaya ömrünü adar. Anayı, ana olmaktan çıkaran özelliklere; evlatlarının anaya, anavatana, dostluğa ve aşka yabancılaşmalarına karşı duyarlıdır ve bununla amansız bir mücadele yürütür. İşte bu yüzden 4 Nisan halklar ve kadınlar için; bireysel kimliğini, varoluşunu özgürlükçü temelde yeniden ele alıp, anlamlandırma günüdür. Öz gücümüzle yeni doğuşları gerçekleştirmenin inanç, umut ve kararlılığını yenileme günüdür.

Çölde Bir Vaha Misali Oldu PKK

Her şeyin üzerinin betonlandığı, ölü toprağın serpiştirildiği, yaprağın kıpırdamadığı,güneşin yasta olduğu  Kürdistan’da Önderlik bir tohum oldu ve PKK olarak aktı zamana…

Zamanın en kudretli, en kutsal, en güzel akışıydı doğunun şafağında parlayan ışıltı. Önderlik ölü ve öldürülen Kürdü, PKK hakikati ile buluşturdu. ‘Kürt yok, kendisine Türküm diyen Kürt vardır’ denilen bir zamanda dirilişi, direniş felsefesinin öğretisiyle pekiştirerek, olmaz denileni başardı. Korkuya cesaret, kaygıya güven, ürkekliğe güç, karamsarlığa umut oldu Önderlik. ‘Kürdistan sömürgedir’ belirlemesi Önderliğin yüreğini, bedenini titretti ve o gün den sonra tüm Kürtler bu gerçeklik üzerinde titredi, PKK’lileşti.

Önderlik, PKK olarak doğdu ve ikinci doğuşunu böyle tanımladı. Varlığımız ve özgürlüğümüz Önderlikle hakikatine kavuştu,Önderlikle anlamlaştı. İkinci doğuşla hepimiz yeniden doğduk. Yeniden yaşama gözlerimizi açtık, insanlık değerleri için, özgürlük için mücadele etmenin bilincine vardık. Önderlik, PKK hakikati ile yeni toplumu ve toplumsallığı yarattı. Yol arkadaşları şahsında özgür toplum  ve özgür kadını,bireyi yarattı. Bu yol öyle bir yol ki, yoldaşlığın en yücesi, en kutsalı yaratıldı. Reber APO’nun felsefesine ve öğretisine bağlılık, bir direniş abidesi olan Leyla Güven’i yarattı. Leyla Güven,‘PKK halktır halk burada’ gerçeğinin en somut ifadesidir. Nasır Yağız, kadın yoldaşlığının amaçla ilişkisinin en somut bileşkesidir.Önderlik, kölelik çukurunda debelenen ve bir çıkış yolunu arayan özgür kadını yarattı. Rêber APO; ‘‘İlk güçlü otoritenin kadın üzerinde kurulması rastlantı değildir. Kadın organik toplumun gücü ve sözcüsüdür. O aşılmadan, ataerkillik zafer kazanamaz. Daha ötesine devlet kurumuna geçilemez. Ana-kadın gücünün aşılması stratejik bir anlama sahiptir” der. Rêber APO’nun yaşadıkça daha çok derinleştiği ve sürekli kadınlarla, toplumla paylaştığı temel hakikatlerden biri de budur. Bu nedenle ana, onun gözünde aynı zamanda haksızlıkların, sömürgeleştirilmenin, katledilişlerin ve tüm kötülüklerin ilk kurbanıydı. Evlatlarının katledilişi, onun katledilişiyle başlamıştı. Ona yaşatılanlar ne kadar anlamlandırılır ve sağlam çözümlenirse, toplumsal öykümüz de o denli netleşecekti. Bu nedenle Rêber APO’nun ana-kadını okuma, tahlil etme ve onda biriken değerleri canlandırıp, güncelleme, toplumsallaştırma farkındalığı, bilinci ve mücadelesi çok güçlüdür. Anaların ve oğullarının/kızlarının O’nun etrafında bunca kilitlenmesinin temel bir sebebi
de budur. Analık hakkı
kadar özgür oğul ve kızların
diyalektiğini geliştirmek,
doğal toplumu yaratmış
olan ilk toplumsal çekirdeği, Ortadoğu ve Kürdistan topraklarına ekip
yeniden yeşertmek, onunen güzel hayallerinden biridir. Bu hayalin gerçek olmasıiçin amansız savaşıyor, bunu
herkese anlatmak için sınırsız
emek harcıyor. Bu nedenle komplolara, ihanetlere uğradı. O, Ortadoğu
ve Kürdistan anasını kurtarmadan hiçbir ananın, oğlun/kızın özgür olamayacağının bilgeliğine sahip. Ana tanrıçanın katledilişiyle, bu toprakların zalim babaların ve hain/nankör oğulların, köleleştirilmiş kızların elinde inlediğini bildiği için; ana eksenli bakmaktan, düşünmekten ve çalışmaktan asla vazgeçmedi.

Üçüncü Doğuş Üçüncü Dünya Savaşına Bir Alternatiftir

İnsanın varlığı, üretkenliği ile anlam kazanır. Üretkenlik; kişinin kendisini, ilişkilerini ve toplumsallığını büyütmesidir. Kapitalist güçler sürekli kaos ve kriz yaratarak kendini güçlendirirken,Önderlik paradigması da her an çözüm üreterek alternatif oluyor.Esas olarak dünya savaşları da bu iki temel üzerinden gelişiyor.Önderlik, üçüncü doğuşla büyük bir zihniyet devrimini gerçekleştirdi. Yani zihni olarak İmralı tecridi ve soykırımını çoktan aştı, şimdi sıra fiziki olarak İmralı esaretini bitirmenin zamanı. Gecikti bile. Doğuşu fiziki gelişmenin ötesine taşıran Önderliğimiz, kendisini her an yeniden zihni olarak büyüttü ve geliştirdi. Üçüncü doğuşa yetkince cevap olmanın yolu, doğuşun zihni formlarını büyük bir sorumlulukla yerine getirmekle olur. Bu doğuşların anası olan  İmralı esaretine son vermek, hem büyük bir borç, hem de büyük bir insanlık görevidir. İktidarcı-erkek egemenlikçizihniyete son vererek iktidarsız, sömürüsüz, egemensiz, kölesiz yetkin bir siyaset tarzı ve gerilla mücadelesiyle örgütlenmek; kurumsallaşmak ve bulunduğumuz her yerde Reber APO’nun mücadele tarzı ve zafer tarzıyla katılmak, üçüncü doğuşun zafere ulaşmasını kaçınılmaz kılacaktır. Kendimizi bu doğuş esaslarıyla yeniden yaratmalı ve yeniden doğurmalıyız.

Zaman, yeni doğuşların zamanıdır. Zaman, özgür doğuşların zamanıdır. Zaman, Rêber APO’nun üçüncü doğuşu ile zaferi yaratmanın zamanıdır.

Eylem Xelikan